Sayfalar

Beslenme ve Diyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beslenme ve Diyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Böbrek Yetmezliğinde Beslenme Kuralları

Böbrek Yetmezliğinde Beslenme İlkeleri
Böbrek yetmezliği, birden başlayan şiddetli (akut) ya da süreğen (kronik> türde olabilir.
A. Akut Böbrek Yetmezliği
Akut böbrek yetmezliğinde, organ görevlerini tam olarak yapamaz. İdrar çok azalır ya da hiç idrar çıkmaz. Üre gibi metabolizma artıkları, elektrolitler dışarı atılmadığından vücutta birikir. Asit – baz dengesi, sıvı ile elektrolit den­gesi bozulur. Vücutta şişme (ödem), kan basıncında yükselme, kalp yetmezliği dalgınlık, kanama ve şok gibi durumlar görülebilir. Hasta, hastane ve doktor bakımında tedavi edilir. Uygun diyet, hastanın iyileşmesinde çok önemlidir.

Akut böbrek yetmezliği olan hastalar için diyet düzenlemede aşağıda belirtilenlereuyulmalıdır

1. Diyetin enerji değeri, hastanın normal vücut ağırlığını koruyacak şekil­de düzenlenir. Enerji ihtiyacı daha çok karbonhidratlarla ve yağlarla karşılanır.
2. Hasta proteinsiz bırakılmaz. Kanda üre yüksek değilse protein azal­tılmaz. Vücut proteinlerinin yıkımım azaltmak için yüksek kaliteli protein veri­lir. Hastane tedavisinde damardan elzem, amino asit karışımı verilmesinin yararı üzerinde durulmaktadır. Bu karışıma yetişkin hastalar için de histidin eklen­mesi gerektiği vurgulanmakta, arginin’in de yararlı olacağı ileri sürülmektedir.
3. Hastamn kan basıncı yüksekse ve vücudunda şişme varsa tuz aşırı olr mayacak biçimde azaltılır. Aşırı ve sürekli olarak sodyum kısıtlaması sakıncalıdır.
4. Hastanm, çıkardığı idrara ve genel durumuna göre su dengesi sağlanır. Hasta susuz bırakılmaz.
5. Hastanın diyeti; enerji, vitamin, protein ve minerallere ihtiyacını kar­şılayacak ve kolay tüketilebilecek şekilde düzenlenir.

Süreğen (Kronik) Böbrek Yetmezliği

Süreğen (kronik, eskimiş, müzmin) böbrek yetmezliği, çeşitli böbrek hasta­lıklarının ilerlemesi sonucu ortaya çıkar. Böbreklerin görev yapan birimleri olan nefronlar çalışamaz duruma gelir. Süzme ve geri emme yeteneği ileri derecede bozulur. Nefronların yarıdan çoğu görev yapamaz duruma gelebilir. Bu durum­da, öteki sistemlerin ve organların çalışması da bozulur. Böbrek yetmezliğinin ağır şekli “üremi” olarak da adlandırılır. Böbrekler, kanı metabolizma ürünle­rinden temizleyemez.
İdrarla dışarı atılamayan üre, ürik asit ve benzeri metabolizma artıkları kan­da birikir. Bu maddeler bütün organlara zarar verir. Kansızlığa, sinir sistemi bozukluklarına, havale nöbetlerine, kas zayıflığı ve erimesine yol açar. Hastada, iştahsızlık, bulantı, kusma, sürgün (ishal) ve karın ağrıları görülebilir. Kar­bonhidrat yağ ve protein metabolizması da bozulabilir.

Hasta doktor kontrolü altında tutulur. Diyet, hastanın genel durumuna ve doktorun direktifi doğrultusunda düzenlenir.
Süreğen (kronik) böbrek yetmezliği olan hastaların diyeti, enerji yönünden yeterli, vücutta protein yıkımını artırmayacak, kanda üreyi yükseltmeyecek, sıvı ve elektrolitleri dengede tutacak şekilde düzenlenir.

Diyet düzenlemede uyul­ması gereken hususlar şunlardır

1. Diyetin enerji değeri normal kiloyu koruyacak şekilde ayarlanır. Diye­tin enerji değeri 2000 – 2500 kalori olabilir. Bunun için diyette 300 – 400 gr. kar­bonhidrat, 70 – 90 gr. kadar yağ bulunabilir.
2. Kanda üre çok yüksek ve idrar azsa, diyetin protein değeri düşürülür. Hastanın ağırlaştığı bu durumda bol şekerli pelte, şekerlemeler ve nişastalı be­sinler verilir, idrar miktarı artmaya, kanda üre düzeyi düşmeye başladıkça, di­yette protein miktarı artırılır. Vücut proteinlerinin yıkımını .azaltmak için yük­sek kaliteli proteinler seçilir. Verilen protein miktarı kilo başına 0,5 gramın al­tına düşürüknez.
Hastanın kanı hastanede belli aralıklarla özel yöntemle (hemodializ) temiz­leniyorsa hastaya daha yeterli miktarda protein verilebilir. Çok ağır durumda olmayan hastaya günde verilecek protein miktarı 35 – 60 gr. dolayında olabilir.
3. Hastada kalp yetersizliği ve şişme varsa, idrar az, kan basıncı yüksek­se, tuzu kısıtlı diyet uygulanır. Bu durumlar yoksa tuz fazla azaltılmaz.
4. Kusma, sürgün (ishal) ve idrarla kayba uğrayan su ve elektrolitler kar­şılanır.
5. Hastanın yeterli ve dengeli beslenmesini sağlayacak diyet uygulanır. Öğün sayısı artırılabilir. Hastanm isteği dikkate alınarak, yemesini kolaylaştırıcı (düzenlemelere gidilir. Yemekler şeker, limon ve benzerleriyle lezzetlendirilebilir.

Leia Mais

Karaciğer Hastalıklarında Beslenme

Karaciğerin Yapısı ve Görevleri
Karaciğer; diyaframın (göğüsle karın boşluğunu ayıran kas) hemen altında, karnın sağ yanında, sol yanı midenin üzerine uzanan, vücut çalışmasında çok önemli ve karmaşık yapıda bir organdır.Karaciğere, besin öğelerince zengin kanı taşıyan kapıtoplardaman (kapı venası, portal vein, vena porta) ve oksijence zengin kan getiren karaciğer arteri girer. Organdan safra taşıyan ka­nal ile ana kan damarları çıkar.. Bu getirici ve götürücü ana damarlar organ içinde dallanır, gittikçe küçülerek karaciğer hücreleri arasında kılcal damarlar ağı oluşturur. Kılcal damarlar ağıyla örülmüş olan karaciğer hücrelerine bu yol­la yeterli miktarda kan sağlanır.
Karaciğer, metabolik olayların çok yoğun olduğu bir organdır. Hücrelerindeki altı yüzün üzerindeki enzim çeşidiyle metabolizmada birçok önemli ve kar­maşık görevleri başarır. Bu organın vücut çalışmasındaki görevleri, birbiriyle ilişkili olmak üzere beş ana grupta toplanabilir:
1. Metabolizma: Karbonhidrat, protein, lipit, mineral ve vitaminleri metabolize etmek, ısı üretmek ve vücut ısısını düzenlemek.
2. Dolaşım: Bağırsaklardan kapıtoplardaman ile kam karaciğere taşı­mak ve oradan genel dolaşıma vermek; kan depolayarak vücuttaki toplam kan hacmini denetlemek.
3. Sentezleme ve Salgılama: Safra, fosfolipit, lipoprotein, çeşitli protein­ler, kolesterol, üre, kan pıhtılaşma etmenleri, glikojen gibi birçok önemli mad­deleri sentezlemek.
4. Depolamak: Çeşitli vitaminler, mineraller, glikojen gibi çeşitli madde­leri depolamak; vücudu kan kayıplarına karşı korumak üzere damarlar ve kıl­cal damarlar örüntüsünde kam tutmak.
5. Korumak: Vücuda giren ve vücutta oluşan zararlı maddeleri daha az zararlı ya da zararsız maddelere çevirmek, parçalamak; yetersizliklere karşı ko­rumak için çeşitli maddeleri depolamak, ve sentezlemek.”
Karaciğer hastalıklarında, organ bu görevlerini gerektiği gibi yapamaz ve vücut çalışması bozulur.
Leia Mais

Karaciğer Sağlığında Beslenmenin Önemi

Karaciğer Sağlığında Beslenmenin Önemi
‘Karaciğer sağlığının korunmasında yeterli ve dengeli beslenmenin önemi büyüktür. Sindirim kanalında emilen besin öğelerinin çoğu kapıtoplardamarı ile karaciğere taşınır. Aynı yolla, diyette bulunabilecek zehirli maddeler, alınan ilâç­lar da emildikten sonra ilk olarak karaciğere gider ve orada zararlı etki göstere­bilir. Çünkü, karaciğerin zararlı maddelerden kendini koruma yeteneği sınırlı­dır.
Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalarda, kolin, protein, metionin ve E
vitamini yetersizliklerinin karaciğer yağlanmasını kolaylaştırdığı bulunmuştur .Alkol, kloroform ve karbontetraklorid gibi ze­hirleyici (toksik) maddelerin karaciğer hücrelerinde yağlanmayla ilgisi belirlen­miştir. Protein yetersizliğinin de organda kimyasal zehirlenmeyi kolaylaştırdığı anlaşılmıştır. .
Uzun süre çok” miktarda alkol almak karaciğerde birtakım bozukluklar ya­par ve siroz denilen hastalığa yol açar. Alkolün % 90-95′i karaciğerde CO2 ve suya oksitlenir; bunun için bir .dizi karmaşık tepkime ve enzim gerekir. Çok mik­tarda alkol alınması karaciğerin yükünü artırır, orgam olağandışı çalışmaya zor­lar ve bozulma hızlanır. Gönüllü olan sağlıklı kişilere deneme amacıyla, çok miktarda alkol bir kez verildiğinde bile, karaciğer yıkımının belirtisi sayılan bir­takım maddelerin kanda önemli ölçüde arttığı bulunmuştur. Onsekiz gün sürey­le alkol verilen (günde 200 gr.) sağlıklı gönüllü kişilerin karaciğer hücrelerinde bozukluklar ve yağ birikimi olduğu belirlenmiştir. Bir başka araştırmada ise, al­kolü bırakmış .kişilerin karaciğerindeki bozuklukların düzeldiği, yeniden alkol almaya başladıklarında karaciğerdeki yıkımın arttığı görülmüştür.
Aşırı derecede alkol; karaciğerde iltihaplanma, organda büyüme, sarılık gibi hastalıklara riski artırır. Alkolün karaciğere zehirleyici (toksik) etkisi kuş­kuya yer bırakmayacak derecede kesindir. Ayrıca, alkol kişinin iştahım azaltır, enerjinin bir bölümü alkolden geldiği için yeterli besin almayı engeller. O yüz­den, alkoliklerde; protein, çeşitli vitaminler ve minerallerin yetersizliği daha sık görülür. Karaciğer hücrelerindeki bozulmalar sebebiyle besin öğelerini tufnıa, depolama ve kullanma yeteneği de azalır. Bu etkileşim sonucu karaciğer hücre­lerinde yıkım ve bozukluklar hızlanır. Siroz, çok alkol almanın ilk beş yılı içinde başlayabilir; hastanın durumuna göre 10-15 yıl gibi uzun süre sonra da görü­lebilir. Hastalıkta karaciğer hücreleri yağlandıkça hücrelerde yıkım artar ve görev yapamaz duruma gelir.
Başta protein ve B grubu vitaminlerinin yetersizlikleri olmak üzere beslen­me bozukluklarının ve alkolün etkileşimi siroz ve öteki karaciğer hastalıklarının oluşması ve ilerlemesini hızlandırır. Zamanında tedavi edilmeyen bu hastalık­lar karaciğer yetmezliği ve komayla sonuçlanır.
Karaciğer hastalıklarında vücut çalışmasında çok çeşitli bozukluklar- gö­rülür. Beslenme yetersizlikleri başka hastalıklara direnci azaltır. Son yıllarda ya­pılan araştırmalar; alkoliklerde hastalıklara direncin azalarak ölüm oranının yükselmesinde esas etkenin beslenme yetersizliği olduğunu işaretlemektedir.
Yeterli ve dengeli beslenme, karaciğer hastalıklarına direnci artırır, hasta­ların iyileşmesini kolaylaştırır. Hayvanlar üzerinde yapılan bir araştırmada, ka­raciğerde riboflavin yoğunluğunun düşmesinin organda tümör (ur) oluşumuna riski artırdığı bulunmuştur. Kalite ve miktar yönünden yetersiz beslenen küçük çocukların karaciğerinde yağlanma olmaktadır. Protein – enerji yetersizliği has­talığı olan (kuvaşiorkor) çocuklarda, karaciğer hastalığı belirtileri göstermeyen­lerde bile, karaciğer hücrelerinde değişmeler belirlenmiştir. İyi beslenerek teda­vi edildiklerinde, organdaki yağlanma ve öteki olumsuz değişmelerin düzeldiği gösterilmiştir.
Leia Mais

Karaciğer Hastalıklarında Beslenme Kuralları

Karaciğer Hastalıklarında Beslenme İlkeleri
Karaciğer hastalıklarının ilerlemesini önlemede ve iyileşmesini kolaylaştır­manın temel anahtarı yeterli ve dengeli beslenmedir. Hastalığın çeşidi ve şiddeti­ne göre organdaki bozuklukların derecesi de değişir. Karaciğer hastalıklarında beslenmede temel ilke; zedelenen ve yıkıma uğrayan karaciğer hücrelerinin ye­nilenmesini ve iyileşmesini hızlandırmak üzere enerji ve besin öğeleri ihtiyacım karşılamaktır.
Karaciğer hastalıklarında beslenme, hastalığın çeşidine ve şiddetine göre özel uygulamalar gerektirir. Hepatitis (karaciğer iltihabı), sarılık, siroz gibi hastalıkların ağır dönemlerinde ve karaciğer komasında, hastane bakımına alınan hasta doktor kontrolünde tutulur ve damardan beslenir. Hastanın enerji gerek­sinmesi karbonhidratla karşılanır. Karaciğerin früktozu glikoza göre daha ko­lay kullandığı sanıldığından früktoz yeğlenir: Früktoz yoksa glikoz kullanılır.
Hastanın enerji ihtiyacı dışardan karşılanmazsa, enerji için vücut yağlan ve doku proteinleri kullanılır. Zedelenmiş ve yıkıma uğramış karaciğer hücrelerinin ya­ğı ve proteinleri kullanması ise zordur. Bu sebeple, enerji ihtiyacı karrşılanmayan hastanın durumu kötüleşif. Bu yüzden, komadaki ve ağır durumdaki karaciğer hastalarına protein ve yağ verilmez. Proteini ve yağı kısıtlı diyetlerde, enerji ih­tiyacı şekerli meyve ve suları, bal ve nişasta gibi yiyeceklerle karşılanır. Pro­teini çok kısıtlı diyet uzun süre uygulanmaz. Zorunluluk olmadıkça, diyetin pro­tein değeri normalin altına düşürülmez.
Ağızdan beslenebilecek hastaya, durumu düzeldikçe protein verilmeye baş­lanır, iyileşme derecesine göre, 15-20 gramdan bağlanarak günlük verilen pro­tein miktarı 40 – 50 grama çıkarılır. Yağ, olabildiğince azaltılır. Bu hastalar için yağsız süttozundan yararlanılabilir. Ağır dönemi atlatan hastanın diyetindeki protein miktarı aşırı olmayacak derecede artırılır, yağ kısıtlaması biraz gevşe­tilerek günde 45 grama çıkarılabilir.
Karaciğer iltihabı ve öteki hastalıkların alevli döneminde hasta iştahsızdır. Yemek istemeyen hastaya sıvı diyet verilir ve enerji ihtiyacı karbonhidratla kar­şılanır. Bunun için; portakal suyu, limonata ve başka meyve sularına şeker ek­lenir. Hastaya, kısa aralıklarla günde 2,5 – 3,0 litre kadar şekerli sıvı verilir. Yavaş yavaş hastanın diyeti çeşitlendirilir.
Diyetin enerji değeri, hastayı normal ağırlığa getirecek ve bunu koruyacak şekilde ayarlanır. Diyet enerjisinin % 20-25′i yağlardan gelebilir. Hastanın; pro­tein, tüm vitamin ve minerallere ihtiyacı karşılanır; sıvı ve elektrolit dengesi sağlanır. Sirozlu hastalarda ödem görülebilir. Ödemli hastaların diyetinde tuz kısıtlanır.
Karaciğer hastalıklarında beslenmede gözetilmesi gereken en önemli nok­talardan biri, diyetteki protein miktarını hastanın durumuna göre ayarlamak­tır. Diyetteki protein, iyileşmeyi hızlandıracak ve yetersizliğe kargı koruyacak, ancak metabolizma artıklarını zararlı olacak şekilde çoğaltmayacak miktarda olmalıdır. Aşın miktardaki proteinin zararlı olduğu belirtilmektedir. Karaciğer hastalıklarının ileri şekillerinde sinir sisteminde bozukluklar görülmekte ve ko­mayla sonuçlanabilmektedir. Bu durumların oluşmasında; özellikle amonyağın ve bazı amino asitlerin yıkım ürünlerinin, ayrıca kısa karbon zincirli yağ asit­lerinin önemli rolü olduğu bulunmuştur. Hastanın kanında çeşitli amino asit­lerin de yetersiz olduğu belirlenmiştir. Hastaya; amonyak ve toksik etkisi olabilecek öteki amino asit metaboliz­ma ürünlerini artırmayacak miktarda protein verilmesi önem taşımaktadır. Sinir sistemi bozukluk belirtilerine karşı korumak için, hastaya özel amino asit karı­şımlarının damardan ya da ağızdan verilmesinin yaran vurgulanmaktadır. Dı­şardan özel amino asit karışımının verilmesiyle; toksik etkisi olan artıkların olu­şumu azaltılmış olmakta, öte yandan kandaki amino asit düzeyleri normale çı­karılarak protein yetersizliğine karşı korunmaktadır. Böylece, karaciğer ve öte­ki “dokularda protein yıkımı azaltılmış, hem de protein sentezi uyarılmış olmak­tadır.
Süt ve peynirin, aynı miktarda azotlu madde içeren besinlere göre daha az amonyak oluşturucu etkisi olduğu ileri sürülmüştür. Bu sebeple, karaciğer has­talıklarında da, diyette süt ve ürünlerine yeterince yer verilmelidir.
Ağır durumda olmayan karaciğer hastalıklarında, özellikle bulaşıcı sanlıkta (enfeksiyöz hepatit) diyetin genel özellikleri şöyledir:
1. Yeterli Protein: Karaciğer hücrelerinin yenilenmesi, iyileşmenin hızlan­ması ve beslenme yetersizliğinin düzeltilmesi için diyette yeterli miktarda protein bulundurulur. Hastanın durumuna göre günde 60 – 80 gr. protein verilir. Bunun çoğunun yüksek kaliteli protein olması gerekir.
2. Yüksek Karbonhidrat: Enerji ihtiyacını karşılamak”, verilen proteinle­rin doku yapmıında kuUamlmasma yardımcı olmak için günlük diyette 300 – 400 gr. kadar karbonhidrat bulundurulabilir.
3. Orta Derecede Yağ: Fazla yağdan kaçınılır. Yeterli enerji sağlamak, ye­mekleri lezzetlendirerek hastanın yemesine yardımcı olmak için diyette orta de­recede yağ bulundurulur. Hastanın durumuna göre günde 80-100 gr. yağ ve­rilir. Vücutta kullanılması kolay olan süt, krema, tereyağı ve bitkisel sıvı yağ­lar yeğlenir.
Yağlı et, yağda kızartmalar, yağlı kuruyemişler ve çikolata gibi yiyecekler verilmez.
4. Yüksek Enerji: Hastayı normal kiloda tutmak’, kilo kaybı varsa bunu kazandırmak ve iyileşmeyi hızlandırmak için diyetin enerji değeri artırılır.
5. Yüksek Derecede Vitamin ve Mineral: Hastanın artan vitamin ve mi­neral ihtiyacı karşılanır. Diyette yeterli sıvı bulundurulur. Vücudunda şişme olan hastaların diyetinde tuz azaltılır.
6. İştah Açıcı Diyet: Yemekler, renk, görünüş, lezzet gibi yönleriyle iştah açıcı nitelikte hazırlanır. Tekdüzelikten kaçınılır. Yemekler uygun katkı mad­deleri ile lezzetlendirilir. Ana ilkelerden ayrılmadan hastanın istek ve alışkan­lıktan dikkate alınır. Öğünler sıklaştırılabilir. İştahsız hastalar için, uygun be­sinler karıştırılarak, aym hacimdeki yiyecek miktarının besin değeri artırılabilir.
7. Alkol yasaklanır.
Leia Mais

Safrakesesi Hastalıklarında Beslenme

Safrakesesi Hastalıklarında Beslenmenin Kuralları
Safrakesesinin en sık görülen hastalıkları, safra yollarının tıkanması, ilti­haplanması ve taş oluşmasıdır. Bu hastalıklar birlikte de görülebilir. Şiddetli (akut) safrakesesi iltihabı (kolesistit) ile safra kanalı tıkanması birlikte olabilir. Tıkanıklık; safrakesesi taşlarının oluşumunda başlıca etmen sayılmaktadır.
Çeşitli bozukluklar sebebiyle, safradaki maddeler arasındaki denge bozu­lursa, kolesterol kristalleşir ve taş oluşturur. Kristaller ve taşlar safra yollarını tıkayarak boşalmasını zorlaştırır. İltihaplanma ve safra taşlarında veya ikisi bir­den olduğunda, kesenin kasılması sancı yapar. Yağlı besinlerin alınması kasılma ve sancılarda önemli etkendir. Bu yüzden safrakesesi hastalıklarının çok alevli zamanlarında, diyetten yağ çıkarılır ve organın dinlenmesi sağlanır.

Safrakesesinîn Yapısı ve Görevi
Safrakesesi (ödkesesi) karaciğerin altındadır. Bu organın görevi; karaciğerde yapılan safrayı yoğunlaştırmak, depolamak, gerekli zaman­larda onikiparmakbağırsağına taşımaktır. Safrakesesindeki safra bir kanalla onikiparmakbağırsağına boşalır ve orada sindirime yardım eder.
Safranın bağırsağa boşalmasını hormonlar ve sinir sistemi gibi etkenler denet­ler, încebağırsağa besin girmesi bu etkenleri uyarır. Uyarılan onikiparmakbağırsağında ve bunun yakın bölümünde kolesistokinin hormonu salgılanır, kana geçer ve kanla safrakesesine taşınarak kesenin kasılmasını sağlar. Böylece, safra keseden incebağırsağa dökülür. Özellikle yağ ve yağlı besinler kesenin boşalma­sını uyarır. Proteinlerin bu etkisi yağlarınkinden azdır.

Yetişkin kişilerde 24 saatte 400 – 800 mi. dolayında safra salgılanır. Safrakesesinde depolanarak incebağırsağa boşaltılır. Bu kese 40 – 70 mi. dolayında safra alır. Karaciğerde safra salgısını yağ, protein, histamin, özellikle et ve yu­murta şansı gibi besinler uyancı etki gösterir.
Safra, acı, hafif alkali reaksiyondadır. Karaciğer safrası altın sarısı, kese­deki ise koyu yeşildir. Kesedeki safra karaciğerdekinden daha yoğundur, % 89 kadarı sudur. Safranın bileşiminde safra tuzlan, safra boyaları (safra pigment­leri), kolesterol, lesitin ve bazı tuzlar bulunur.
Safra, yağların sindirimi, yağda eriyen vitaminlerin emilmesi ve bağırsak hareketlerinin düzenlenmesi için gereklidir.

Leia Mais

Mide Hastalıklarında Beslenme

Midenin Yapısı ve Çalışması
Mide, sindirim sisteminin en geniş olan ve yemek borusundan, sonraki bö­lümüdür. Diyaframın (karın boşluğunu göğüsten ayıran kas) hemen altındadır. Esnek yapıda ve 1.0-1.5 litrelik kapasitededir. Önemli mik­tarda besini alabildiği için günde 3-4 öğün beslenmek yeterli olmakta, çok sık ve çok az miktarda besin almaya gerek kalmamaktadır.
Midenin içyüzü epitelle örtülüdür. Yüzeysel epitel kat (mukoza) altında çeşitli salgıbezleri bulunur. Mide salgıbezlerinin herbirinde ayn özellikte salgı oluşur. Mide salgısı (özsuyu), çeşitli mide bezlerinin salgılarının karışımıdır. Gün­de 2-3 litre dolayında salgı oluşur. Asit reaksiyondaki bu özsuyun büyük bir bölümü sudur.
Mide salgısında pepsin ve başka enzimler, hidroklorik asit, intrinsik etmen musin gibi değişik maddeler bulunur. Musin, midenin içzarını aside ve pepsin enzimine karşı korur.
Mide; salgıladığı enzimlerle ve öteki maddelerin yardımıyla, sindirim, emilim görevi yapar; ayrıca besinleri bir süre için depolar. Salgıların ve mide hare­ketlerinin yardımıyla besinler yan sıvı (kimüs) duruma gelir; bazı besin öğeleri­nin sindirimi başlar ve sürer; bir bölümü sindirime hazırlanır; bazıları emilir ya da emilebilecek şekle gelir.
Leia Mais

Bağırsak Hastalıklarında Beslenme

İncebağırsağın Yapısı ve Görevleri
İncebağırsak, sindirim kanalının mideden sonra başlayan ve, kalınbağırsağa açılan 6-7 metre uzunluğundaki bölümüdür. İncebağırsağın mide­den sonraki ilk bölümünde onikiparmakbağırsağı (duodenum) denir. Organın içyüzü bir zarla (mukoza) örtülüdür. Mukozanın serbest yüzeyinde çok sık ve milyonlarca küçücük pürtük bulunur. Bu pürüklere tümlir (villi)’ denir. Bağırsa­ğın emilim yüzeyi tümürlerle büyük ölçüde artar ve 10 m2 dolayına çıkar. Besin öğeleri tümürler yoluyla emilir. Tümürlerin herbirinde lenf ve kılcal damarlar ağı bulunur.
Bağırsak mukozasında sindirim enzimleri ve koruyucu madde (mukus) sal­gılayan birtakım bezler bulunur. Günde 3 litre dolayında bağırsak salgısı yapı­lır. Bağırsak bezlerinin salgısı, sinir sistemi, hormonlar, bağırsak hareketleri gibi yerel etmenler tarafından düzenlenir. Bağırsak özsuyunun % 98 kadarı sudur, pH derecesi mide özsuyunkinden yüksektir, nötüre yakındır ya da hafif alkalidir.
İncebağırsakta Bulunan ve Emici Görevi Olan Tümürlerin İç Yapısı ve Damarları
Onikiparmakbağırsağına pankreas salgısı ve safra da boşalır. O yüzden, incebağırsaktaki özsu, pankreas, safra ve incebağırsağın salgılarının karışımıdır. Günlük pankreas salgısı 1,0 – 1,5 litre dolayındadır. İncebağırsaktaki özsuda hemen her besin Öğesini sindiricek enzim bulunur. Besin öğelerinin önemli bir bölümü incebağırsakta sindirilir ve emilir. Organda­ki yapısal bozukluklar ve hastalıklar sindirim ve emilimi bozar.
Kalınbağırsağın Yapısı ve Görevleri
Kalınbağırsak, ince bağırsaktan sonra başlar ve dışarı açılan makatla sonlanır. İncebağırsakta sindirim ve emilim tamanilandıkça, artıklar bağırsak hareketleriyle kalınbağırsağa geçer. Kalınbağırsağın hareketleri yavaş­tır ve içine önemli miktarda madde alabilir. Bu organda da salgı yapan çeşitli bezler bulunur.
Kalmbağırsağın en önemli görevleri; su, elektrolit ve bazı besin öğelerinin emilmesi; bakteriler tarafından çeşitli vitaminlerin sentezi; sindirim artıklarının depolanması; dışkı oluşması ve atılmasıdır.
Bu organın hareketleri yavaş olduğundan incebağırsaktan gelen maddeleri ol­dukça uzun süre içinde tutabilir, suyun bir bölümü burada emilir. Sindirim ar­tıkları ve sindirilmemiş maddelerden, salgılar ve bakterilerin etkisiyle dışkı olu­şur. Dışkı (gaita, feçes) oluşumunda, bağırsağa gelen maddeler enzimlerin ve tıakterilerin etkisiyle değişikliğe uğrar. Dışkı, bağırsak hareketleriyle dışarı atıl­mak üzere çıkış yoluna doğru ilerler.
Dışkının uzun süre kalınbağırsakta kalması şu yönlerden sakıncalıdır: Dırşarı atılması gereken zararlı maddelerin bir bölümü emilerek zarar verebilir. Su­yu fazla emilerek sertleşen dışkı bağırsağı aşındırabilir; dışarı atılması zorlaşır. Ağrı ve sıkıntı yapar. Ayrıca, çeşitli hastalıklara yatkınlığr artrır. Başka sistem­lerin çalşmasını bozar. Kalınbağırsağın boşaltım görevini düzenli yapabilmesi için .günlük besinlerle yeterli miktarda posa ve sıvı alınması gerekir.
Leia Mais

Bağırsak Hastalıklarında Beslenme Kuralları

Birçok etmen bağırsak bozukluklarına yol açar. Bu etmenlerin ve hastalık­ların başlıcaları şunlardır:
1. Zehirli maddelerden ve mikroorganizmalardan ileri gelen besin zehirlen­meleri.
2. Dizanteri, kolera, tifo, bağırsak kurtlan gibi çeşitli bulaşıcı hastalıklar.
3. Bağırsak yapısında çıkıntılar ve cepler oluşması, bunların iltihaplanması (divertikül iltihabı), kalınbağırsak iltihabı (kolit), başka sebeplerle iltihaplanma, bağırsak zedelenmesi, aşınması, yara (ülser) oluşması.
4. Bağırsaklarda yapısal bozukluklar, bağırsak tıkanması ve düğümlenme­si, bağırsakta ur oluşması.
5. Bazı besinlere aşırı duyarlık, sindirim ve emilme bozuklukları (malab-sorbsiyon hastalıkları).
6. Sinir sisteminin düzenli çalışmayışı, ruhsal bozukluklar, düzensiz yaşa­ma, yanlış alışkanlıklar, beslenme bozuklukları, kötü beslenme alışkanlıkları.

Gruplanan hastalıklar ve değişik sebeplerle ortaya çıkan bozuklukların ni­telikleri, belirtileri, vücuda verdiği zararlar ayrıdır. Bu yüzden, beslenmede izlen­mesi gereken yol da hastalığa göre değişir. Hastalıkların büyük bir bölümü he­men hastane bakımı ve doktor tedavisi gerektirir. Aşırı kusma, şiddetli sürgün (ishal, diyare); şiddetli, dinmeyen ve dindikten sonra yeniden başlayan sancılar;, zehirlenmeler; kusmukta, dışkıda kan belirtisi, renk ve görünüş değişiklikleri gibi durumlarda hasta bir an önce hastaneye götürülmelidir. Bekletilirse hasta­nın durumu daha da kötüleşebilir ve hasta kaybedilebilir.

Bağırsak hastalıklannda beslenmede ana amaç; hastanın sıkıntılarını hafif­letmek, iyileşmesini hızlandırmak; hastalığın etkenini uzaklaştırmak, yol açtığı kayıpları karşılamak; bunları yaparken de yeterli ve dengeli beslenmeyi sağla­maktır.

Bağırsakla ilgili hastalıklarda beslenmenin ana ilkeleri şunlardır:

1. Kusma, sürgün gibi durumlarda kaybedilen su ve elektrolitler en uygun yolla karşılanır.

2. Hastanın sıkıntılarını artıran, sindirimi zor, sindirim kanalını aşındıra­cak, incitecek besinler verilmez.

3. İshal olan kişilerde bağırsak hareketlerini azaltıcı, posasız; peklik çekenlerlere ise tersi etki gösteren besinler verilir.

4. Sindirim ve emilim bozukluğu hastalıklarında, belirli besinlere duyar­lık, durumlarında, bozukluk sebebi olan besinler diyetten çıkarılır ya da azal­tılır. Yerine, ihtiyacı karşılayacak uygun besinler konur.

5. Besin öğelerinin sindirimi ve emilimi bozulduğundan ihtiyaç artar. Di­yet, artan besin öğeleri ihtiyacım karşılayacak şekilde düzenlenir.

6. Belirli besinlere aşırı duyarlı olma durumunda sorumlu besini diyetten çıkarma dışında, hastalıkların ağır dönemi atlatıldıktan sonra, beslenmede aşırı kısıtlamalardan kaçınılır. Eskiden önerilen sıkı pehriz, aşırı kısıtlı diyet uygulama lan günümüzde geçerliliğini yitirmiş, yararı bir yana sakıncalı olduğu anlaşılmıştır. Artık “hiç posasız”, “hiç yağsız” gibi yasaklarla dolu diyet uygulamalarına yer verilmemektedir. Belirli besinlerin zararlı olmayacak miktarda ve şekilde verilmesi uygun görülmektedir.

7. Diyetten çıkarılması ya da azaltılması gereken besinler hastanın durumu düzeldikçe, gittikçe artırılarak rahatsız etmeyecek miktara çıkarılır. Sindirim güç­lüğü yaptığı belirtilen yiyeceklerden ve yanlış alışkanlıklardan kaçınılır.

8. Yara, iltihap ve emilme bozukluğu gibi sindirim kanalı hastalıklarının ağır dönemlerinde, hastane bakımında olan hastanın bir süre damardan beslen­mesi yararlı bulunmaktadır. Bu uygulama; hasta organı dinlendirmek, iyileşmeyi hızlandırmak, ağrıyı azaltmak ve beslenme yetersizliğini önlemek amacıyla yapıl­maktadır.

Leia Mais

Sindirim ve Emilme Güçlüğü Hastalıkları

Çeşitli sebeplerle, bazı besin öğeleri incebağırsakta sindirilemez, emilemez ya da ikisi de yapılamaz. Bunun nedeni, incebağırsakta emilme yüzeyinde yapı­sal bozukluklar, pankreas ve safrakesesi hastalıkları, incebağırsak ve pankreas enzimlerinden bazılarının doğuştan noksanlığı ve başka yetersizlikler olabilir.
Belirli besin öğelerinin sindirilme ve emilme güçlüğü, başka besin öğelerinin kullanılmasını da bozar. Bu tür hastalıkların çoğu beslenme bozukluklarına, bü­yüme ve gelişme geriliklerine yol açacak derecede şiddetli olur. Çoğunda sindi­rim güçlüğü, karın ağrısı, sürgün, zayıflama gibi belirtiler görülür. Uygun şekil­de beslenmeyle hasta normal yaşamını sürdürür.
Bu hastalıklarda beslenmede ana ilke; sindirilmeyen ve emilemeyen besin öğesini diyetten çıkarmak ya da azaltmak, bunun yerini tutabilecek başka bir besini diyete koymak, hastayı yeterli ve dengeli beslemektir.
Emilme güçlüğü hastalıkları (malabsorbsiyon hastalıkları) içinde en önemli­leri şupru (sprue) ile çöliyak (coeliac) hastalığıdır. Sindirim güçlüğü hastalıkları arasında en sık görülenler; nişasta, disakaritler ve yağ ile ilgili olanlardır. Bu tür hastalıkların tümünde hem sindirim hem de emilme bozukluğu görülür.
A. Şupru (Sprne, Tropikal Sprae)
Şupru, başta yağ olmak üzere, besin öğelerinin sindirim ve emilim bozuk­luğu (malabsorbsiyon) hastalığıdır. Yağ emilimi ileri derecede bozulduğundan dış­kıyla fazla miktarda yağ ve yağ asitleri atılır. Su, mineral, vitamin ve glikoz emi­limi de bozuktur. Tümürlerde ileri derecede olmayan bozukluklar, folik asit ye­tersizliği, özellikle yağda eriyen vitaminlerin emiliminde de yetersizlik görülür. Hastada yağlı sürgün (ishal) olabilir. Tıbbî tedavi yanı sıra diyet tedavisi uygulanırsa iyi sonuç alnır.
Hastanın beslenmesinde uyulması gereken genel ilkeler şunlardır:
1. Yağı kısıtlı diyet uygulanır. Yağ, yağlı etler, krema, mayonez, kaymak, yağda kızartmalar, yağlı kuruyemişler, pasta gibi yağlı besinler verilmez. Yemek­lere yağ eklenmez.
2. Aşırı karbonhidratlardan kaçınılır. Bağırsaklar çok hareketli ise, sür­gün varsa şekerli besinler azaltılır. Karbonhidratlar orta derecede verilir.
3. Fazla posalı, sert, incitici, sindirimi zor, acı ve salamura yiyecekler ve­rilmez. Yumuşak ve sıvı diyet uygulanır.
4. F.milim güçlüğü olduğundan besin öğelerine ihtiyaç artar. Hastanın ye­terli ve dengeli beslenmesi sağlanır. Diyet, özellikle protein, B grubu vitaminle­ri, yağda eriyen vitaminler, C vitamini ve mineraller yönünden zengin olacak şekilde hazırlanır.
5. Diyette; yağsız süt, peynir, yoğurt; kaynatılmış yumurta; yağsız etler ve organ etleri; pişmiş sebzeler ve ezmeleri, meyve suları, pelte, meyve ezmeleri, kom­posto, bal, pekmez, reçel gibi yiyecekler bulundurulur.
Leia Mais

Çöliyak,Glütene Duyarlık

Çöliyak, buğday ve çavdarda bulunan glüten adı verilen proteine karşı aşı­rı duyarlık (hassasiyet) hastalığıdır. Doğuştan bir eksiklik nedeniyle glüten sin-dinlemez. Bu hastalıkta, glüten’in yapısında bulunan gliadin denilen proteini parçalayan enzimin (peptidaz enzimi) az olduğu, doğuştan bir eksiklik nedeniy­le sentezlenemediği sanılmaktadır. Sindirilemeyen ve kullanılamayan gliadin’in toksik (zehirleyici) bir etkisi olduğu ileri sürülmektedir. Gliadin’i parçalayan en­zimin azlığı ya da eksikliği yanı sıra, tümürlerde bozulma, kısalma, düzleşme,, körleşme olmakta, besin öğelerini emme yüzeyi azalmaktadır.
Bu hastalık daha çok küçük çocuklarda görülür. Yetişkinlerde daha seyrek­tir. Genellikle ilk üç yaşta başlar. Bazen, çocukların glütene duyarlıkları za­manla azalır. Uzun süre diyet tedavisi gerekebilir. Hastalıkta özellikle yağ sin­dirimi ve emilimi ile kalsiyum emilimi bozulur. Öteki besin öğelerinin emilimi de yeterli olmaz. Karın ağrıları; yağlı, pis kokulu, yağlı sürgün; zayıflık görülür iştah azalır. Büyüme yavaşlar ya da durur.
Hastalığa, gecikmeden tanı (teşhis) konur ve hastanın diyeti glütensiz dü­zenlenirse çok iyi sonuç alınır. Çöliyak hastalarının diyeti düzenlenirken şun­lara uyulmalıdır:
l.Ana ilke glütensiz diyet uygulamaktır. Hastaya buğday ve çavdardan ya­pılan hiçbir yiyecek verilmez. Buğday ve çavdar ekmeği, irmik, bulgur, makar­na, şehriye, kuskus, buğday unundan yapılan hiçbir yiyecek diyette yer almaz.. Ekmek; mısır, pirinç unlarından ve nişastadan yapılır. Bunlardan değişik yiye­cek hazırlamakta da yararlanılır. Çöliyak hastalan için, gelişmiş ülkelerde glü­tensiz un elde edilmekte ve bundan özel ekmek yapılmaktadır.
2. Yağ azaltılır, yalnız aşırı kısıtlanmaz. Orta derecede yağ verilir. Az yağ­lı yiyecekler seçilir. Fazla yağlı yiyecekler, yağda kızartmalar, yağlı tatlılar di­yetten . çıkarılır.
3. Diyette aşırı posalı besinler bulundurulmaz. Diyetin posa miktarı, has­tanın durumuna göre ayarlanir. Sürgün durumunda posa kısıtlanır. Normal durumda, diyette orta derecede posa bulundurulur. Sert, incitici, sindirimi zor be­sinler ve katı maddeler verilmez. Yiyecekler iyice pişirilir ve yumuşatılır.
4. Diyet, hastanın artan enerji ve besin öğeleri ihtiyacını karşılayacak, yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlayacak şekilde düzenlenir. Hastanın ağır olduğu dönem dışında, diyette aşın kısıtlama yapılmaz.
5. Gerekirse öğün sayısı artırılır. Yiyecekler, hastanın hoşuna gidecek şe­kilde hazırlanır.
Leia Mais

Nişastaya Duyarlık ,Nişasta Intoleransı, Nişastaya Tahammülsüzlük

Nişastaya Duyarlık (Nişasta Intoleransı, Nişastaya Tahammülsüzlük)

Nişastaya duyarlı olan kişilerin sindirim kanalında nişasta tam sindirilemez ve dışkıda nişasta tanecikleri çıkar. Sindirilemeyen nişasta kısa sürede incebağırsaktan kalınbağırsağa geçer, orada değişiklikler sonucu oluşan asitler bağır­sak mukazasım incitir. Nişastanın sindirim güçlüğü hastalığı daha çok çocuk­larda görülür. Karında ağrı, sürgün ve gaz gibi rahatsızlıklar yapar.
Bu hastalıkta beslenmede ana ilke, hastanın durumuna göre, nişastayı azalt-, mak ya da diyetten çıkarmaktır. Nişasta sindirimsizliği olan hastaların beslen­mesinde dikkat edilmesi gereken noktalar, öteki sindirim ve emilme güçlüğü has­talıkları için belirtilenler gibidir. Önce belirtilenlere ek olarak bu hastalıkta bes­lenmede şu esaslara uyulmalıdır:
1. Diyette nişasta kısıtlanır. Ağır olgularda, tahıl ve tahıl unlarıyla yapı­lan yiyecekler, kuru baklagiller, nişasta, patates ve öteki nişastalı besinler diyet­ten tümüyle çıkarılır ya da çok azaltılır. Hastanın durumu düzeldikçe kısıtlama gevşetilir.
2. Hastanın karbonhidrat ihtiyacı daha çok bal, pekmez, marmelat, reçel, meyve pelteleri gibi yiyeceklerle karşılanır.
3. Orta derecede yağ verilir. Hastada sürgün varsa yağ kısıtlanır.
4. Diyet, hastanın yeterli ve dengeli beslenmesini sağlayacak şekilde düzen­lenir.

Laktoza Doyarlılık ,Laktoz Intoleransı, Laktoz Tahammülsüzlüğü

Laktoza duyarlı kişilerin incebağırsağında laktoz sindirilemez. Bu hastalık küçük çocuklarda ve yetişkinlerde yaygın olarak görülür. Amerika’da yaşayan .siyah ırkta % 60-80, beyaz ırkta % 5-10 dolayında olduğu bildirilmektedir. Ak­deniz ve Ortadoğu ülkelerinde ve Türkiye’de laktoz sindirimsizliğine sık rastlan­maktadır.
Küçük çocuklarda laktozun kullanılamayışı, doğuştan bir bozukluk nede­niyle laktaz enziminin yapılamayışına bağlanmaktadır. Yetişkinlikte ise, sindi­rim kanalında başka bozukluk ve hastalıklardan da ileri gelebileceği, enzim ye­tersizliğinin de rolü olduğu sanılmaktadır.
Laktoz, sütte bulunan bir şekerdir. Laktoz sindirim güçlüğü olan kişiler süte duyarlı olurlar. Süt içildikten bir süre sonra, hastalıklı kişilerde karın ağrı­sı, gurultu olur ve sürgün (ishal) yapar. Dışkıyla önemli miktarda laktoz ve lak­tik asit atılır. Diyetten süt çıkarılınca hastada bir bozukluk görülmez.
Laktozu iyi kullanamayan çocukların diyetinden süt ve sütlü besinler çıkarı­lır. Laktozu alınmış süttozu varsa, ondan süt yapılır, soya sütünden ve öteki ku­ru baklagillerden yararlanılır. Çocuğun durumu düzeldikçe, diyetine azar azar süt ve sütlü tatlılar eklenir. Yoğurt ve mahallebi denenir. Çocuğun duyarlık de­recesine göre süt, yoğurt, sütlü tatlı miktarı artırılarak ve azaltılarak denenir. Dokunmayan miktar bulunur. Aym uygulama yetişkinler için de geçerlidir.
Yetişkinler çocuklardan daha az duyarlı olabilirler. Süte duyarlı olan kişi­ler, süt ürünlerine, sütlü yiyeceklere daha az duyarlı olabilirler. Bir hayvan sü­tüne duyarlı olan kişiler başka hayvan sütlerine duyarlık göstermeyebilirler. Yi­ne, sütün soğuk, sıcak içilmesi duyarlığı azaltabilir ya da artırabilir. O yüzden, sütün ve ürünlerinin değişik şekillerde ve miktarlarda alınarak denenmesi gere­kir.

Leia Mais

Yağın Sindirim ve Emiliminde Bozukluk

Yağların sindirim ve emilimi çeşitli nedenlerle bozulabilir. Bunların en önem­lileri; safra yollarının tıkanması nedeniyle safra yetersizliği, pankreasın Hpaz enzimini yapamayışı ve incebağırsakta yağın emilim bozukluğu (malabsorbsiyon) hastalıkları ve incebağırsaktaki yapısal değişikliklerdir.
Bu rahatsızlığın ileri şeklinde, dışkı çok miktarda, pis kokulu ve yağlıdır. Dışkı su yüzünde kalır, batmaz. Yağ sindirim ve emilim bozukluğunda diyette yağ kısıtlanır ve sürgün önlenir. Ağır olgularda, diyette yağ olabildiğince kısıt­lanır.
Hastaya, her türlü yağ, yağlı etler, yağlı balık, yağlı kuruyemiş, yağlı ye­mekler, yağda kızartma, mayonez, çikolata, kakao, pasta, börek, zeytin gibi her tür yağ içeren besinler verilmez. Yemeklere yağ konmaz. Birkaç gün yağsız di­yet uygulandıktan sonra, her gün diyete azar azar yağ eklenerek hastaya dokun­mayacak miktara artırılır. Hastaya ilk yağlı besin olarak süt verilir.
Leia Mais

Besin Alerjisinin Tanımı ve Belirtileri

BESİN ALERJİLERİNDE BESLENME
Besin alerjisi; vücudun bazı besinlere normal dışı tepki göstermesi, aşırı du­yarlı olması durumudur. Vücuda alınan her besin alerji yapabilir. Ancak bazı besinlerin yol açtığı alerji olguları daha sık görülür.
Alerji ;insan sağlığım hem bedensel, hem de ruhsal yönden etkiler. Gerekli önlem alınmadığında bazı olgular çok tehlikeli olabilir. Bu yüzden, alerji yapan besinin belirlenmesi ve diyetten çıkarılması, gerektiğinde yeniden denenmesi bü­yük önem taşır.
Alerji oluşumunda; kalıtsal yatkınlık, birçok karmaşık fiziksel ve çevresel etmen rol oynar. Bazı insanlarda, belirli besinlerin sık ve çok yenmesi; yiyecek­lere çeşitli amaçlarla katılan renk verici, lezzetlendirici, koruyucu maddeler, ba­harat gibi katkı maddeleri alerji yapabilir. Ayrıca, besinlerin hazırlanma ve tü­ketim şekli, örneğin, kızartmalar, çok soğuk tüketilen besinler, sucuk, pastırma, turşu gibi yiyecekler alerjiye yol açabilir. Bebek ve küçük çocuklarda birtakım besinlere aşırı duyarlık daha sık görülür. Bu durum yaş ilerledikçe hafifleyebilir ya da düzelebilir.
Alerjinin; genellikle besinlerdeki proteinlerden, sindirim sırasında parça­lanma ürünlerinden, tümüyle amino asitlere çevrilmeden kana emilen peptitlerden ileri geldiği sanılmaktadır.
Alerjik etkisi en sık görülen besinler: Balık ve öteki su ürünleri, özellikle midye ve istiridye gibi kabuklu olanlar; yumurta; çikolata ve kakaolu besinler; muz, çilek, kavun, turunçgiller, enginar, kuşkonmaz, domates, kereviz, bezelye, fasulye, bakla; buğday; fındık, ceviz, fıstık gibi kuruyemişler; sucuk, pastırma, salam, sosis; kızartma, salamura ve baharatlı yiyeceklerdir. Süt ve türevleri ve hemen her besin, duyarlı kişilerde alerji yapabilir.
Alerji yapan besinler kişisel ayırım gösterir. Bazı insanlar birkaç besine aşı­rı duyarlı olabilir. Alerjik tepkinin şiddeti; sorumlu besinin yenen miktarına, ye­me sıklığına, hazırlama şekline, bireysel özelliklere göre değişir. Belirtiler aler­jik besin yendikten hemen sonra, ilk dört saat içinde görülebileceği gibi, 2-3 gün sonra bile başlayabilir. Alerjik besinin alınan miktarına, çeşidine ve bireysel özel­liklere göre değişmek üzere en sık rastlanan belirtiler cilt. sindirim kanalı, so­lunum ve sinir sistemiyle ilgilidir. Bunların tümünde ya da bir bölümünde çeşitli bozukluklar görülebilir. Besin alerjilerinde en sık görülen belirtiler, deride kızarma, kaşıntı, sivilce, kusma, sürgün, şişme ve benzerleridir. Besin alerjisi; yorgunluk, sinir gerginlikleri, titreme, kaslarda ağrı, terleme, baş ağrısı, egzama, alerjik nezle de yapabilir.
Besin alerjisi tanısı (teşhisi) değişik yöntemler uygulanarak yapılır. Bunun için, bireyin beslenme özellikleri ve özgeçmişi araştırılır; kuşkulanılan besinler diyetten birer birer çıkarılarak denenir; doktor tarafından özel cilt testleri uy­gulanır. Alerjik besin ya da besinler belirlendikten sonra bireyin beslenmesi ona göre düzenlenir.
Leia Mais

Alerji Durumlarında Beslenme

Besin alerjisi olan kişilerin diyetinden kuşku duyulan besinler 4-8 gün sü­reyle birer birer çıkarılarak denenir. Deneme süresinden sonra kuşkulanılan be­sin ya da besinler birer birer diyete yeniden eklenerek sonuca bakılır. Alerjik tepkiye yol açtığı belirlenen besinler 3-6 ay gibi uzunca süre diyetten çıkarılır. Belirli süreden sonra, aynı besin yeniden az miktarda diyete eklenir ve alerji yapıp yapmadığı incelenir. Alerji bir süre sonra geçebilir ya da yaşam boyu sürebilir. O yüzden, belirli aralıklarla alerjik besinin verilerek denenmesi gerekir.
Alerjik besini belirlemek için uygulanan pehriz diyetine, alerji yapmadığı sanılan yiyeceklerle başlanır. Belirli aralıklarla diyete yeni bir besin eklenerek denenir. Böylece hangi besin ya da besinlerin alerji yaptığı belirlenir.
Eğer, alerjik tepkiler bir hafta ya da daha uzun aralıklarla oluyorsa, kişi­nin yediği her tür yiyecek ve belirtileri bir ya da birkaç ay süreyle her gün yazı­lır. Bu sürede tüketilen besinlerle, alerjik tepkilerin artması, azalması ve kay­bolması arasındaki ilişki incelenerek, sorumlu besin ortaya çıkarılır.
Alerjik olduğu anlaşılan besinler diyetten önce kısa süre için çıkartılıp ye­niden denenir. Yine alerji yaparsa 3-6 ay süreyle hiç verilmez. Bu süre sonun­da yine denenir. Denemeler, yiyeceklerin hazırlama ve verilme şekli değiştirile­rek de yapılır. Örneğin, süt ve yumurta gibi besinler çiğken alerji yapabilir, pişirilince alerjik etki göstermeyebilir. Yumurtanın yalnız akı ya da yalnız sarısı alerjik olabilir. Süte alerjisi olan kişi sütlü tatlıyı, yoğurdu kolayca alabilir. O nedenle, özellikle besin değeri yüksek olan alerjik besinlerin değişik şekillerde denenmesi gerekir.
Denemelerden olumlu sonuç alınamazsa ve diyetten çıkarılması gereken be­sin süt, yumurta, et gibi temel besinler ise, yerine eşdeğerde başka besin konur. Örneğin, ete alerji varsa, diyette yumurta artırılır; yumurta alerjik ise et, süt, peynir artırılır. Buğday proteini alerjik ise pirinç, mısır ve ürünleri kullanılır. Balık ve kabuklu su ürünlerine alerji varsa yerine öteki etler verilir.
Alerji yapan besinler belirlendikten ve diyetten çıkarıldıktan sonra, yersiz kuşku ve korkuyla gereksiz şekilde besin kısıtlamasından kaçınmalıdır. Besin alerjisi olan kişilerin beslenmesinde temel ilke; alerjik besinin diyetten çıkarıla­rak yerine eşdeğerde başka besinin konması ve yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanmasıdır. Alerji yapan besin istiridye, çikolata, hardal, çilek, ceviz, fındık gibi yiyeceklerse, diyet düzenlemede sorun çıkmaz. Süt, yumurta gibi temel be­sinlere alerjisi olan çocukların beslenmesini düzenlemek zorlaşır. Özellikle bu tür temel besinlere alerjisi olan çocuklara alerji yapan temel besinler belirli ara­lıklarla ve değişik şekillerde verilerek denenmelidir. Çünkü, bazı besin alerjileri kısa süreli ve geçici olabilir. Özellikle çocuklarda, diyetten çıkarılan temel be­sinlerin yerine eşdeğerde başka bir besinin konması çok önemlidir.
Leia Mais

Doğuştan Metabolizma Hastalıklarının Sebepleri ve Zararları

DOĞUŞTAN METABOLİZMA HASTALIKLARINDA BESLENME
Besin öğelerinin sindirimi, emilmesi, taşınması, metabolizması, çeşitli mad­delerin değişikliğe uğraması ve atılması gibi her türlü olayda sayısız enzim görev alır. Doğuştan gelen metabolizma hastalıkları; besin öğe­lerinin vücutta kullanılmasında görev alan enzimlerden birinin, genlerdeki hata nedeniyle yeterli sentezlenemeyişi ya da hiç sentezlenmemesi sonucu ortaya çıkan bozukluklardır. Hastalıkta, yetersiz ya da eksik olan enzimin görev aldığı tepkime normal yürümez, o enzimin yardımıyla kullanılan besin öğesinden yararlanılmaz.
Enzim yetersizliğine bağlı metabolizma bozukluğu şu şekillerde zarar verir:
1. Kullanılamayan maddenin ve ondan yapılacak maddelerin yetersizliği görülür.
Besin öğelerinin sindirimi, emilmesi, taşınması, metabolizması, çeşitli mad­delerin değişikliğe uğraması ve atılması gibi her türlü olayda sayısız enzim görev alır. Doğuştan gelen metabolizma hastalıkları; besin öğe­lerinin vücutta kullanılmasında görev alan enzimlerden birinin, genlerdeki hata nedeniyle yeterli sentezlenemeyişi ya da hiç sentezlenmemesi sonucu ortaya çıkan bozukluklardır. Hastalıkta, yetersiz ya da eksik olan enzimin görev aldığı tepkime normal yürümez, o enzimin yardımıyla kullanılan besin öğesinden yararlanılmaz.
Enzim yetersizliğine bağlı metabolizma bozukluğu şu şekillerde zarar verir:
1. Kullanılamayan maddenin ve ondan yapılacak maddelerin yetersizliği görülür.
2. Normal şekilde kullanılamayan madde normal olmayan değişikliklere uğrar ve değişik maddelere çevrilir.
3. Normal şekilde kullanılamayan madde ile ondan oluşan ürünler doku­larda birikir ve toksik etki gösterir. Yetersiz olan enzim çeşidine göre değişmek üzere, bu maddeler sinir, sindirim ve boşaltım sistemleri gibi çeşitli sistemleri ve organların çalışmasını bozar. Büyüme, gelişme, zekâ geriliklerine ve çok çe­şitli bozukluklara yol açabilir.
4. Kullanılamayan ve ondan oluşan maddeler kanda yükselir ve idrarla atılır; böbreklerle atılması sırasında bu organa da zarar verebilir.
Doğuştan metabolizma hastalıkları, kromozomlar üzerinde bulunan gen­lerdeki bozukluktan ileri gelir. Bazen hastalık geni bulunan kişilerde hastalık önemli belirti vermeyebilir ,ancak çocuklarında şiddetli olarak ortaya çıkabilir. Bu nedenle doğuştan metabolizma bozukluklarından ve öteki kalıtsal hastalık­lardan korunmak için şunlara uymak gerekir:
1. Yakın akrabalarla evlenmemelidir.
2. Kalıtsal hastalıkları olanlar evlenmemelidir.
3. Yakın akrabalarında, kendisinde ve eşinde kalıtsal hastalığı olan kişiler çocuk yapmamalıdır.
4. Özellikle yukarıda belirtilen durumları olan gebe kadınlar doktor de­netimine girmelidir.
5. Kuşku duyulan durumlarda, beklemeden doktora gitmelidir. Erken ta­nı (teşhis) ve tedavi, bozuklukların ilerlemesini önlemede çok önemlidir.
Doğuştan metabolizma hastalıkları; her tür besin öğesinin sindirimi, emil­mesi, taşınması ve atılmasıyla, bir bölümünün depolanmasıyla ilgili olabilir. Metabolizma bozukluğu hastalıklarının çoğunda diyet tedavisi çok önemlidir.
Diyet tedavisinde ana ilke; kullanılması bozuk olan besin öğesini diyetten çıkarmak ya da zararlı olmayacak en alt düzeye indirmek; deği­şimi mümkün bir besin öğesi ise, yerine çıkarılanla eşdeğerde başka besin Öğesi koyarak hastayı iyi beslemektir.
Doğumsal metabolizma hastalıkları olanlar, bu alanda uzmanlaşmış dokto­run denetiminde beslenmelidir. Diyet, kullanılamayan besin öğesinin ve yan ürün­lerinin kandaki ve idrardaki miktarlarına ve hastanın genel durumuna göre dü­zenlenir. Hastanın bakımından sorumlu kişinin, olabiliyorsa hastanın kendisinin beslenmesi konusunda eğitilmesi büyük önem taşır. Burada, diyet tedavisinden yarar görülen metabolizma bozukluğu hastalıklarına örnek olarak fenlSketonüri, galaktozami ve gut üzerinde durulacaktır.
Leia Mais

Fenilketonüri

Fenilketonüri, fenilalanin adı verilen elzem amino asidin metabolizma bo­zukluğu hastalığıdır. Kalıtsal olan bu hastalıkta, proteinlerle alman fenilalanin, bir enzim eksikliği nedeniyle frozin denilen amino aside çevrilemez. Genlerdeki bir bozukluk nedeniyle, fenilalanin’i trozin’e çeviren enzim (fenilalanin hidrok-silaz) ya hiç sentezlenemez ya da yetersiz sentezlenir. Bu nedenle, fenilalanin normal şekilde kullanılamaz ve bir miktarı başka maddelere yıkılır. Kanda fenil­alanin ve yıkım ürünlerinin düzeyi zararlı olacak şekilde yükselir.
Vücutta artan fenilalanin ve yıkım ürünleri özellikle sinirlere ve beyne ze­hirli (toksik) etki yaparak zekâ geriliğine ve birçok bozzukluklara yol açar. Has­talık yaşamın ilk günlerinde anlaşılır ve hemen tedaviye başlamrsa, bozuklukların ilerlemesi önlenebilir. Bozukluklar oluştuktan sonra başlayan tedaviden olumlu sonuç almak zordur. Geri zekâlı çocukların bir bölümünde, bu metabolizma has­talığının bulunduğu saptanmıştır.
Fenilketonüri sık rastlanan bir hastalık değildir. Bazı gelişmiş ülkelerde 10-20 bin çocuktan birinde görüldüğü bildirilmektedir. Bu hastalık, daha çok sarışın ve beyaz ciltli çocuklarda görülmekle birlikte esmerlerde de rastlanmak­tadır. Hastalık, anne babadaki bozuk genin yavruya geçmesiyle ortaya çıkar. O nedenle, bu hastalığı olanların evlenmemeleri, evlenenlerin çocuk yapmamaları gerekir.
Fenilketonüri hastalığı olan ve gebe kalan kadının özel diyet uygulaması zorunludur. Diyet tedavisi görmeyen annelerin çocuklarında, doğmadan önce beyninde ve başka organlarında bozukluklar oluşabilir.
Bu hastalığı olan çocukların idrarı ve teri kötü kokar; davranışlarında, ge­lişmesinde, hareketlerinde bazı bozukluklar göze çarpar. Bu çocuklar süte de duyarlı olurlar. Kuşku duyulan belirtiler gösteren çocukların doktor kontrolün­den geçirilmesi gerekir.
Bu metabolizma hastalığının tedavisi özel diyet uygulanarak yapılır. Fenilke-tonürialı hastaların beslenmesinde ana ilke, diyette fenilalanin miktarını zarar vermeyecek düzeye azaltmak ve yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlamaktır.
Fenilalanin elzem amino asittir ve özellikle çocuklar için çok önemlidir. Bu elzem amino asit her türlü besindeki proteinlerin yapısında bulunur. Diyetin; fenilalanin ve protein yetersizliğine yol açmayacak, kanda fenilalanin ve yıkım ürünlerini normal sınırlarda tutacak, yeterli büyüme ve gelişmesini sağlayacak şekilde düzenlenmesi gerekir. Bu nitelikte bir diyetin düzenlenmesi oldukça zor­dur. O nedenle, gelişmiş ülkelerde, bu hastalığı olan çocuklar için fenilalanini az besinler hazırlanmaktadır. Çocuk, bu özel yiyeceklerle beslenmekte, ayrıca başka besinlerden de yararlanılmaktadır.
Fenilalanini düşük özel yiyecekler bulunmuyorsa, çocukların beslenmesinde protein değeri düşük yiyeceklerden yararlanılır. Diyet, hastalık tanısını koyan doktorun önerisine göre düzenlenir.
Hasta çocuğun beslenmesinde proteince zengin besinler azaltılır. Kuru baklagiller, yumurta, etler, su ürünleri, süt ve bunların türevleri protein, dolayı-siyle fenilalaninin en iyi kaynaklarıdır. Çocuk beslenmesinde bu besinler çok önemlidir ve diyetten tümüyle çıkarılamaz ancak en alt düzeye indirilir. Çocuğa bir miktar süt verilir.
Protein; tahıl ve türevlerinde orta derecede bulunur, sebze ve meyvelerde ise çok azdır, bal, pekmez, şeker ve işastada ise bulunmaz. Hasta çocuğun diyeti bu yiyeceklerle ve az miktarda süt kullanılarak hazırlanır. Çocuğun, yalnız bu tür besinlerle ve az miktarda sütle uzun süre beslenmesi yeterli ve dengeli beslenme­sine yetmez. Bu nedenle, çocuk için fenilalanini düşük özel yiyeceklerin sağlan­ması zorunludur.
Bu hastalığı olan yetişkin kişilerin de proteinin zengin kaynaklarını en alt düzeye indirmeleri gerekir. Özellikle gebelikte fenilalanini düşük yiyecekler alın­malı, kanda bu amino asit normal sınırlarda tutulmalıdır. Tersi durumda bebekte daha doğmadan önce bozukluklar oluşabilir.
Leia Mais

Galaktozami

Galaktozami; süt şekeri olan laktozun bileşiminde bulunan galaktozun gli­koza çevrilmeyişi sonucu oluşan kalıtsal bir metabolizma hastalığıdır. Hastalığın sebebi, galaktozun glikoza çevrilmesine aracılık eden enzimin (transferaz) do­ğuştan bir bozukluk nedeniyle yapılamayışıdır. Enzim yetersizliğinden glikoza çevrilmeyen galaktoz dokularda birikir, idrarla da atılır. Galaktoz ve ürünleri do­kularda toksik (zehirli) etki gösterir.
Bu hastalığı olan bebekler, anne ve hayvan sütlerine duyarlı olurlar. Ço­cuklarda beslenme güçlüğü, kusma, sürgün, ağırlık kaybı, karında şişlik, sarılı­ğa benzer belirtiler görülür. İdrarla galaktoz ve protein atılır, bebeğin karaciğe­ri bozulur. Gerekli tedavi yapılmazsa ve bebek yaşarsa, gözde bozukluklar olur ve ilerde körlükle sonuçlanabilir. Bebekte fiziksel ve zihinsel gerilikler de görü­lür. Bu bozuklukların olmaması, ilerlememesi ve en alt düzeyde tutulması için erken tanı ve diyet tedavisi çok önemlidir.
Galaktozami hastalığında beslenmede temel ilke, diyetten galaktoz ve lak­tozun çıkarılmasıdır. Bunun için, diyette süt, sütlü besinler ve hiçbir süt ürünü bulundurulmaz. Bu ilke doğrultusunda beslenen çocuklarda, belirtilen bozukluk­lar önlenebilir, önceden oluşmuş bozukluklar da azaltılabilir. Gelişmiş ülkeler­de, bu hastalığı olan çocuklar için laktozu alınmış, yerine başka şeker konmuş süttozu yapılmakta, ayrıca soya sütü hazırlanmaktadır. Süt ve ürünleri yerine laktozu alınmış süttozu kullanılmaktadır. Hasta, öteki yönlerden normal çocuk gibi beslenmektedir. Bu özel süttozu ve soya sütü bulunmadığında; çocuk, has­talık tanısını koyan doktorun yönergesine göre beslenir.
Laktozu alınmış süttozu ya da soya sütü bulunamıyorsa, bebek şöyle beslenebilir:
1. Soya unu kullanılabilir. Her öğün bir tatlı kaşığı kadar soya unu bir çay bardağı suda ezilir, iyice pişirilir. Bir tatlı kaşığı şeker, bir çay kaşığı kadar bitkisel sıvı yağ eklenir, ılıkken çocuğa verilir. Bebek büyüdükçe miktar artırılır. Ayrıca, soya unuyla pirinç unu ya da buğday unu karıştırılarak çorba, mahallebi yapılarak çocuğa yedirilir.
2. Soya unu da bulunmazsa, kırmızı mercimek, nohut gibi kuru baklagiller­den yapılmış unlardan yararlanılır. Ya da bunların zarları çıkarılıp, soya ununda olduğu gibi iyice pişirilerek çocuğa Verilir.
3. Soya unu ve öteki kuru baklagil unlarıyla beslenen çocuğun kalsiyum ve vitamin ihtiyacı karşılanamaz. Bunun için çocuğa kalsiyum ve vitaminli ilâçlar verilir.
4. Hastaya, süt katılmış ve sütten yapılmış hiçbir besin verilmez. Yoğurt, peynir, dondurma, krema, tereyağ, çikolata ve benzerleri diyette bulundurulmaz. Hazır besinlerin etiketi incelenerek içinde süt ve süttozu bulunanlar kullanılmaz.
5. Süt ve ürünlerinin diyetten çıkarılması dışında, hasta çocuklar normal çocuklar gibi beslenir.
6. Çocuk büyüdükçe süt kısıtlaması biraz hafifletilebilir. Ancak, sütsüz (laktozsuz) diyet uygulamasının hafifletilip hafifletilmeyeceği, hayat boyu sürüp sürmeyeceğine hastanın doktoru karar verir.
Leia Mais

Meyve Suları


MEYVE SULARI

Meyve ve sebze sularının önemi yeni değildir. Romalılar içkilerini bitki ve çiçekleri ezmek ve’karıştırmak suretiyle kokulandırırlardı. Birçok hastalıkları yalnız meyve ve sebze su­larıyla tedavi ederlerdi. Bu suları yalnız hastaların içeceği sıra­da sıkar ve kullanırlardı Bu suretle içindeki vitaminlerinden birşey kaybetmezlerdi. Bu sular hastalıkların en sadık koruyu­cusu idi.

Meyve ve sebze sularının terkiblerinde bulunan madde­lerden dolayı çok kuvvetlidirler. ,Bir litre üzüm veya. ananas suyunda 800-900 kalori vardır. Bir litre sütte ise 1300 kalori, 650 gram et, 12 yumurta veya 3 kilo patates aynı kaloriyi ve­rirler. Bir litre elma suyu 500 kalori, bir litre kiraz suyu 450 kalori, bir litre armut suyu 420 kalori, bir I ite portakal suyu 400 kalori ve nihayet çilek suyu 220 kalori verir. Fakat bir besi­nin yalnız kalorisine bakmamaltdır. Besinlerin içinde esaslı maddeler (Vitaminler ve mineraller) vardır.
Kısaca özetliyecek olursak meyve ve sebze sularında vi­tamin, şeker ve mineraller erimiş halde bulunduğundan sindi­rime elverişlidirler ve bunlar çok sarfeditmektedirler. Şimdi bunları, özel olarak ayrı ayrı inceleyelim :

MEYVE SULARININ ÇEŞİTLERİ VE FAYDALARI
KAYSI SUYU
Bu meyve vitamin ve minerallerden zengin olduğundan zihni ve bedenî yorgunluk; kansızlık ve hastalıkların nekahat zamanlarında bolca İçilmelidir.
FRENK ÜZÜMÜ (KASİS) SUYU:
Bunun yaprakları kaynatılır ve demlendirilir. İşte bu su romanizmalara, mafsal ağrılarına iyi gelir ve karaciğer üzerine uyarıcr etki yapar.
KİRAZ SUYU:
Kiraz suyu vücuttan toksinleri atar, kaybolan mineralleri yerine kor. Damar sertliği olanlar, fasal iltihaplarına karşı kor, şişmanlar, kabız olanlar yaşlılar günde bir kolo kiraz suyu içmelidir.
LİMON SUYU:
Portakal, Greyfurt, havuç, elma ve üzüm suyu gibi limon suyu da faydalıdır ve ün salmıştır. Limon suyunun faydalarını Şifalı bitkiler ve tatbik edildiği hastalıklar kitabında sözettik. Lrmon midesinde ülser olanlar bile içebilir. Kanı temizleyici hassasından dolayı hergün içilebilir. Limon suyu yalnız başına içilebileceği gibi diğer meyve suları ile de karıştırılarak içi­lebilir.
ÇİLEK SUYU:
Çilek suyu vücudu mineralize eder, vücuttan ürik asidi çı­karttığı için romatizmalılar, damla hastalığına duçar olanlar, bu meyvenin suyunu bok bol içebilirler. Çilek suyu karaciğerin çalışmasını uyarır, sinir sistemini düzenler, damar sertliği olan­lara tavsiye edilir.
AĞAÇ ÇİLEĞİ (AHUDUDU) SUYU:
Ağaç çileği suyu yalnız veya su ile karıştırılarak içilir ve lezzeti çok hoştur.. Bu su romatizmalılara, ateşli hastalara içirildiği gibi Frenküzümü suyu ile karıştırıldığında serinletici hassası artar ve ateşli hastalara bol bol içirilir.
FRENK ÜZÜMÜ SUYU:
Frenküzümü suyu iştah açar, sindirimi kolaylaştırır, tok­sinleri vücuttan atar, karaciğer yetersizliği ve şişmesinde, id­rar ve sindirim yollan iltihaplarında, romatizma ve damla has­talıklarında bolca içilmelidir. Frenküzümü suyu su ile karıştırı­larak içilecek olursa ateş düşürücüdür.
KARADUT ŞURUBU:
Karadut şurubu sulandırılarak içilir. Serinletici ve yumu­şaklık verme hassası vardır. Bununla anjinliler, dişeti iltihabı olanlar ve aftlılar bol bol gargara yapmalıdırlar.
AYI ÜZÜMÜ SUYU:
Ayıüzümü suyu özel olarak bağırsak hastalıklarında : an­terit, kolit, ishal, arrnbli dizenteri ve bağırsak kokuşmasında kutlanılır. Ayıüzümü suyu gece görmesini artırır.
PORTAKAL SUYU:
Serinletici ve kuvvet verici hâssasından dolayı herkes ta­rafından sevilerek içilmektedir. Bundan başka portakal suyu kanı sulandırır ve damarları korur.
GREYFURT SUYU:
Greyfurt suyu İştah açar, hazmı kolaylaştırır, vücuttan toksinferi. atar, karaciğeri uyarır ve safranın akışını sağlar. Bu da portakal suyu gibi kanı sulandırır ve damarları koru.
ŞEFTALİ SUYU:
Şeftali suyu idari sötctiirur ve hafif yumuşaklık verir ve hazmı kolaylaştırır. Şeftali suyu yerine çok olgun şeftalileri yemek de pratik bir usuldür.
ARMUT SUYU:
Armut suyu idrar söktürür, toksinleri ve ürik asidi atar vücuttan. Vücudu mineralize ettiği için kansızlara, veremlilere ve beyin yorgunluğuna duçar olanlara bol bol içirmelidir. Ar­mut suyu kabızlık yaptığı için istahllilere de içirilir.
ELMA SUYU:
Elma suyu sinir ve kasları kuvvetlendirir, toksinleri atar, bağırsak antiseptiğidir, kabız kalanlara çok yemeleri tavsiye edilir. Elma suyu yalnız başına içileceği gibi havuç ve diğer meyve suları ile de karıştırılarak içilebilir
ÜZÜM SUYU:
Üzüm suyunun kaforisi önemlidir. Bir kiîo üzüm suyun­da 900 kalori bulunur. Üzüm suyu vücudu mineralize eder ve vücuttan toksinleri atar. Üzüm ve karaciğeri şiş olanlar bol bol içmelidirler. 1000 – 12000 gram. üzüm suyu birkaç gün için­de içilecek olursa vücut ve dimağ yorgunluğunu giderir ze­hirlenme ve kanda üresi olanlara günde 1400 gram olmak üze­re 3 hafta süre ile üzüm suyu çok iyi gelir.

Leia Mais

Bebeklerde Yetersiz Beslenme


Her ağladığında mama veriyor musunuz? Bebeğinizin yavaş kilo almasının altındabir hastalık yatıyor olabilir. Doktora başvurun.

Yetersiz süt verilmesi

Bebeğinizin yeterli beslenmediği anlamına gelebilir. Fakat bebeğiniz 3 aylıktan büyükse belki de katı gıdalara geçmeye hazırdır. Doktora danışın, verdiğiniz süt miktarını artırabilir veya sütten kesmenizi önerebilir.

Yetersiz beslenme

Yavaş kilo almanın sebebi olabilir. Ne yapmalısınız?

Bebeğiniz açlığını size ağlayarak anlatır. Katı bir beslenme yönetiminde ısrar etmek, bebeğinizin gerekli miktarda süt almasını önleyip, sizin de sütünüzde azalmaya yol açabilir. Bu yüzden bazen reddetse dahi bebeğinize her ağladığında mama verin.Bebeğiniz 3 haftada kilo almaya başlamazsa doktora başvurun.

Yavaş kilo almanın nedeni yeterli besin almamak olabilir.

Ne yapmalısınız?

Ağlamak bebeğin size açlığını bildirmesinin voludur. Sıkı bir beslenme disiplininin uygulanması onun yeterli süt alamamasına neden olabilir. Bu nedenle bazı seferler almak istemese bile ağladığında ona mama verin, iki hafta içinde kilo almaya başlamazsa doktora başvurun.

Mamaların fazla sulandırılması bebeğin yeterli gıda almaması sonucunu doğurur.

Ne yapmalısınız?

Mamayı üzerindeki tarife tam uyarak hazırlayın. Bebeğinizin susamış olduğunu düşünüyorsanız, kaynamış su verin. İki hafta içinde kilo almaya başlamamışsa doktora başvurun.

Ne yapmalısınız?

Gerekli olduğunu düşündüğünüzde fazla süt verin, bebeğinize doyuncaya kadar mama verebilirsiniz. Üç aylıktan büyükse katı gıdalara geçmeye hazır olabilir, iki hatta içinde normal kilo almaya başlamazsa ya da sütten kesmeyi düşünüyorsanız doktora başvurun.
Leia Mais

18 Temmuz 2010 Pazar

Menopozda Hareket Ve Kalori

Hareket ve kalori: Menopozda hareketlilik hem kemik yapısı hem de genel sağlık için çok önemlidir. Günlük kalori gereksi­nimi ile hareket arasında büyük bir ilişki vardır, ama hayatımı­zı kazanmak için yaptığımız “işler” ve boş zamanlarda yapılan­lar hafif hareketlerden güçlü egzersizlere kadar uzanır.
Enerji harcamayı etkileyen başka faktörler de vardır:
Isı çok soğuk ve çok sıcak kalori harcanmasını artırır.
Eğim - yokuş yukarı, yo­kuş aşağı ya da kum üzerinde yürümek düz yerde yürümekten daha fazla enerji harcanmasını gerektirir.
Kilo kilonuz ne ka­dar fazlaysa, hareket ederken o kadar fazla enerji harcarsınız.’ Huy kural olarak, gergin bir insan, gergin olmayandan daha fazla kalori harcar.
Çok az hareketli etkinlikler: saate 80-100 kalori. Okuma, yazma, yemek yeme, televizyon ya da sinemada film seyretme, radyo dinleme, dikiş dikme, daktilo yazma, çeşitli büro işi ve oturarak yapılan başkaları.
Hafif etkinlikler: Saate 110-160 kalori. Yemek pişirme, bulaşık yıkama, toz alma, küçük çamaşırları elle yıkama, ütü yapma, yavaş yürüme, ayakta ve kol kuvveti gerektiren çeşitli işler, hız­lı daktilo yazma, oturarak yapıldığı halde daha fazla güç gerek­tiren başkaları.
Orta etkinlikler: Saate 170-240 kalori. Yatak yapma, yer temiz­leme, paspas yapma, süpürme, hafif parke cilası, makineyle ça­maşır yıkama, hafif bahçıvanlık ve marangozluk, orta hızla yü­rüme, ayakta yapılırken orta şiddette kol gücü ve otururken şid­detli kol gücü gerektirenler.
Canlı etkinlikler: Saate 250-350 kalori. Ağır temizlik işleri, bü­yük miktarda çamaşırı elle yıkama, çamaşır asma, yatak değiş­tirme, hızlı yürüme, masatenisi, voleybol, ata binme gibi spor­lar.
Zorlu etkinlikler: Saate 350 kaloriden fazla. Yüzme, tenis, koş­ma, bisiklete binme, dans etme, kayak kayma gibi sporlar.
Kalori ve kilo artışı: Uzmanların çoğu, sağlıklı bir yetişkin ka­dının günlük kalori gereksiniminin 2 bin ile 2 bin 500 arasında olduğunu kabul eder. Aynı kiloda kalan bir kişi, yiyeceklerle al­dığı enerjinin tümünü harcıyor demektir. Aldığından fazla enerji harcıyorsa, kilo kaybedecektir. Öte yandan, aldığından daha azmi harcıyorsa, kilo alır. Denge bu kadar basittir. Meno­pozda pek çok kadında hormon değişimine bağlı yağlanma, özellikle karın çevresinde, izleyebilirsiniz.
Gerekli olandan fazla aldığımız her 3500 kalori ile yarım ki­lo alırız. Bunun tersi de geçerlidir. Besinlerle aldığımızdan baş­ka harcadığımız her fazla 3 bin 500 kalori ile yarım kilo. veririz. Çok kolay görünmesine rağmen uygulanması çok zordur. Nor­malde günde 2 bin 200 kalori alan bir kadın, bir haftada yarım kilo vermek için günde sadece 1700 kalori almalıdır; bir haftada bir kilo vermek için, aldığı kaloriyi neredeyse yarıya indirerek 1200 kalori almalıdır. Bütün bu bilgiler ve öneriler çok basittir. Ancak önemli olan kişinin bunlara eğilmesi, dikkat etmesidir. Özellikle menopoz, artık kadının sağlığına daha fazla özen göstermesi gereken bir dönemdir. Buradaki denklemden de anlaşılacağı gibi, kilo ver­mek için ya daha az yemeli ya da daha fazla enerji harcamalıyız. Ne yazık ki ilki çok kolay uygulanabilir. Ancak beslenmenizi kı­sıtlamadan size kilo verdirmeyi garanti eden rejimlerden kaçı­nın. Kilo vermek için egzersiz yapmak hiç de kolay değildir, çünkü hem sağlık durumunuz iyi olmalı, hem de gerçekten kilo verebilmeniz için gerekli egzersizlere çok fazla zaman ayırabil-melisiniz. Bir haftada yarım kilo vermek için günde en az bir sa­at zorlu egzersiz yapmanız gerekir. Oysa, uygun bir rejimle da­ha kısa zamanda daha iyi sonuç alabilirsiniz.
Leia Mais

Free Automatic Backlink
Photo blog blogs
Bedava Hit Siteler