Sayfalar

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Nişastaya Duyarlık ,Nişasta Intoleransı, Nişastaya Tahammülsüzlük

Nişastaya Duyarlık (Nişasta Intoleransı, Nişastaya Tahammülsüzlük)

Nişastaya duyarlı olan kişilerin sindirim kanalında nişasta tam sindirilemez ve dışkıda nişasta tanecikleri çıkar. Sindirilemeyen nişasta kısa sürede incebağırsaktan kalınbağırsağa geçer, orada değişiklikler sonucu oluşan asitler bağır­sak mukazasım incitir. Nişastanın sindirim güçlüğü hastalığı daha çok çocuk­larda görülür. Karında ağrı, sürgün ve gaz gibi rahatsızlıklar yapar.
Bu hastalıkta beslenmede ana ilke, hastanın durumuna göre, nişastayı azalt-, mak ya da diyetten çıkarmaktır. Nişasta sindirimsizliği olan hastaların beslen­mesinde dikkat edilmesi gereken noktalar, öteki sindirim ve emilme güçlüğü has­talıkları için belirtilenler gibidir. Önce belirtilenlere ek olarak bu hastalıkta bes­lenmede şu esaslara uyulmalıdır:
1. Diyette nişasta kısıtlanır. Ağır olgularda, tahıl ve tahıl unlarıyla yapı­lan yiyecekler, kuru baklagiller, nişasta, patates ve öteki nişastalı besinler diyet­ten tümüyle çıkarılır ya da çok azaltılır. Hastanın durumu düzeldikçe kısıtlama gevşetilir.
2. Hastanın karbonhidrat ihtiyacı daha çok bal, pekmez, marmelat, reçel, meyve pelteleri gibi yiyeceklerle karşılanır.
3. Orta derecede yağ verilir. Hastada sürgün varsa yağ kısıtlanır.
4. Diyet, hastanın yeterli ve dengeli beslenmesini sağlayacak şekilde düzen­lenir.

Laktoza Doyarlılık ,Laktoz Intoleransı, Laktoz Tahammülsüzlüğü

Laktoza duyarlı kişilerin incebağırsağında laktoz sindirilemez. Bu hastalık küçük çocuklarda ve yetişkinlerde yaygın olarak görülür. Amerika’da yaşayan .siyah ırkta % 60-80, beyaz ırkta % 5-10 dolayında olduğu bildirilmektedir. Ak­deniz ve Ortadoğu ülkelerinde ve Türkiye’de laktoz sindirimsizliğine sık rastlan­maktadır.
Küçük çocuklarda laktozun kullanılamayışı, doğuştan bir bozukluk nede­niyle laktaz enziminin yapılamayışına bağlanmaktadır. Yetişkinlikte ise, sindi­rim kanalında başka bozukluk ve hastalıklardan da ileri gelebileceği, enzim ye­tersizliğinin de rolü olduğu sanılmaktadır.
Laktoz, sütte bulunan bir şekerdir. Laktoz sindirim güçlüğü olan kişiler süte duyarlı olurlar. Süt içildikten bir süre sonra, hastalıklı kişilerde karın ağrı­sı, gurultu olur ve sürgün (ishal) yapar. Dışkıyla önemli miktarda laktoz ve lak­tik asit atılır. Diyetten süt çıkarılınca hastada bir bozukluk görülmez.
Laktozu iyi kullanamayan çocukların diyetinden süt ve sütlü besinler çıkarı­lır. Laktozu alınmış süttozu varsa, ondan süt yapılır, soya sütünden ve öteki ku­ru baklagillerden yararlanılır. Çocuğun durumu düzeldikçe, diyetine azar azar süt ve sütlü tatlılar eklenir. Yoğurt ve mahallebi denenir. Çocuğun duyarlık de­recesine göre süt, yoğurt, sütlü tatlı miktarı artırılarak ve azaltılarak denenir. Dokunmayan miktar bulunur. Aym uygulama yetişkinler için de geçerlidir.
Yetişkinler çocuklardan daha az duyarlı olabilirler. Süte duyarlı olan kişi­ler, süt ürünlerine, sütlü yiyeceklere daha az duyarlı olabilirler. Bir hayvan sü­tüne duyarlı olan kişiler başka hayvan sütlerine duyarlık göstermeyebilirler. Yi­ne, sütün soğuk, sıcak içilmesi duyarlığı azaltabilir ya da artırabilir. O yüzden, sütün ve ürünlerinin değişik şekillerde ve miktarlarda alınarak denenmesi gere­kir.

Leia Mais

Yağın Sindirim ve Emiliminde Bozukluk

Yağların sindirim ve emilimi çeşitli nedenlerle bozulabilir. Bunların en önem­lileri; safra yollarının tıkanması nedeniyle safra yetersizliği, pankreasın Hpaz enzimini yapamayışı ve incebağırsakta yağın emilim bozukluğu (malabsorbsiyon) hastalıkları ve incebağırsaktaki yapısal değişikliklerdir.
Bu rahatsızlığın ileri şeklinde, dışkı çok miktarda, pis kokulu ve yağlıdır. Dışkı su yüzünde kalır, batmaz. Yağ sindirim ve emilim bozukluğunda diyette yağ kısıtlanır ve sürgün önlenir. Ağır olgularda, diyette yağ olabildiğince kısıt­lanır.
Hastaya, her türlü yağ, yağlı etler, yağlı balık, yağlı kuruyemiş, yağlı ye­mekler, yağda kızartma, mayonez, çikolata, kakao, pasta, börek, zeytin gibi her tür yağ içeren besinler verilmez. Yemeklere yağ konmaz. Birkaç gün yağsız di­yet uygulandıktan sonra, her gün diyete azar azar yağ eklenerek hastaya dokun­mayacak miktara artırılır. Hastaya ilk yağlı besin olarak süt verilir.
Leia Mais

Besin Alerjisinin Tanımı ve Belirtileri

BESİN ALERJİLERİNDE BESLENME
Besin alerjisi; vücudun bazı besinlere normal dışı tepki göstermesi, aşırı du­yarlı olması durumudur. Vücuda alınan her besin alerji yapabilir. Ancak bazı besinlerin yol açtığı alerji olguları daha sık görülür.
Alerji ;insan sağlığım hem bedensel, hem de ruhsal yönden etkiler. Gerekli önlem alınmadığında bazı olgular çok tehlikeli olabilir. Bu yüzden, alerji yapan besinin belirlenmesi ve diyetten çıkarılması, gerektiğinde yeniden denenmesi bü­yük önem taşır.
Alerji oluşumunda; kalıtsal yatkınlık, birçok karmaşık fiziksel ve çevresel etmen rol oynar. Bazı insanlarda, belirli besinlerin sık ve çok yenmesi; yiyecek­lere çeşitli amaçlarla katılan renk verici, lezzetlendirici, koruyucu maddeler, ba­harat gibi katkı maddeleri alerji yapabilir. Ayrıca, besinlerin hazırlanma ve tü­ketim şekli, örneğin, kızartmalar, çok soğuk tüketilen besinler, sucuk, pastırma, turşu gibi yiyecekler alerjiye yol açabilir. Bebek ve küçük çocuklarda birtakım besinlere aşırı duyarlık daha sık görülür. Bu durum yaş ilerledikçe hafifleyebilir ya da düzelebilir.
Alerjinin; genellikle besinlerdeki proteinlerden, sindirim sırasında parça­lanma ürünlerinden, tümüyle amino asitlere çevrilmeden kana emilen peptitlerden ileri geldiği sanılmaktadır.
Alerjik etkisi en sık görülen besinler: Balık ve öteki su ürünleri, özellikle midye ve istiridye gibi kabuklu olanlar; yumurta; çikolata ve kakaolu besinler; muz, çilek, kavun, turunçgiller, enginar, kuşkonmaz, domates, kereviz, bezelye, fasulye, bakla; buğday; fındık, ceviz, fıstık gibi kuruyemişler; sucuk, pastırma, salam, sosis; kızartma, salamura ve baharatlı yiyeceklerdir. Süt ve türevleri ve hemen her besin, duyarlı kişilerde alerji yapabilir.
Alerji yapan besinler kişisel ayırım gösterir. Bazı insanlar birkaç besine aşı­rı duyarlı olabilir. Alerjik tepkinin şiddeti; sorumlu besinin yenen miktarına, ye­me sıklığına, hazırlama şekline, bireysel özelliklere göre değişir. Belirtiler aler­jik besin yendikten hemen sonra, ilk dört saat içinde görülebileceği gibi, 2-3 gün sonra bile başlayabilir. Alerjik besinin alınan miktarına, çeşidine ve bireysel özel­liklere göre değişmek üzere en sık rastlanan belirtiler cilt. sindirim kanalı, so­lunum ve sinir sistemiyle ilgilidir. Bunların tümünde ya da bir bölümünde çeşitli bozukluklar görülebilir. Besin alerjilerinde en sık görülen belirtiler, deride kızarma, kaşıntı, sivilce, kusma, sürgün, şişme ve benzerleridir. Besin alerjisi; yorgunluk, sinir gerginlikleri, titreme, kaslarda ağrı, terleme, baş ağrısı, egzama, alerjik nezle de yapabilir.
Besin alerjisi tanısı (teşhisi) değişik yöntemler uygulanarak yapılır. Bunun için, bireyin beslenme özellikleri ve özgeçmişi araştırılır; kuşkulanılan besinler diyetten birer birer çıkarılarak denenir; doktor tarafından özel cilt testleri uy­gulanır. Alerjik besin ya da besinler belirlendikten sonra bireyin beslenmesi ona göre düzenlenir.
Leia Mais

Alerji Durumlarında Beslenme

Besin alerjisi olan kişilerin diyetinden kuşku duyulan besinler 4-8 gün sü­reyle birer birer çıkarılarak denenir. Deneme süresinden sonra kuşkulanılan be­sin ya da besinler birer birer diyete yeniden eklenerek sonuca bakılır. Alerjik tepkiye yol açtığı belirlenen besinler 3-6 ay gibi uzunca süre diyetten çıkarılır. Belirli süreden sonra, aynı besin yeniden az miktarda diyete eklenir ve alerji yapıp yapmadığı incelenir. Alerji bir süre sonra geçebilir ya da yaşam boyu sürebilir. O yüzden, belirli aralıklarla alerjik besinin verilerek denenmesi gerekir.
Alerjik besini belirlemek için uygulanan pehriz diyetine, alerji yapmadığı sanılan yiyeceklerle başlanır. Belirli aralıklarla diyete yeni bir besin eklenerek denenir. Böylece hangi besin ya da besinlerin alerji yaptığı belirlenir.
Eğer, alerjik tepkiler bir hafta ya da daha uzun aralıklarla oluyorsa, kişi­nin yediği her tür yiyecek ve belirtileri bir ya da birkaç ay süreyle her gün yazı­lır. Bu sürede tüketilen besinlerle, alerjik tepkilerin artması, azalması ve kay­bolması arasındaki ilişki incelenerek, sorumlu besin ortaya çıkarılır.
Alerjik olduğu anlaşılan besinler diyetten önce kısa süre için çıkartılıp ye­niden denenir. Yine alerji yaparsa 3-6 ay süreyle hiç verilmez. Bu süre sonun­da yine denenir. Denemeler, yiyeceklerin hazırlama ve verilme şekli değiştirile­rek de yapılır. Örneğin, süt ve yumurta gibi besinler çiğken alerji yapabilir, pişirilince alerjik etki göstermeyebilir. Yumurtanın yalnız akı ya da yalnız sarısı alerjik olabilir. Süte alerjisi olan kişi sütlü tatlıyı, yoğurdu kolayca alabilir. O nedenle, özellikle besin değeri yüksek olan alerjik besinlerin değişik şekillerde denenmesi gerekir.
Denemelerden olumlu sonuç alınamazsa ve diyetten çıkarılması gereken be­sin süt, yumurta, et gibi temel besinler ise, yerine eşdeğerde başka besin konur. Örneğin, ete alerji varsa, diyette yumurta artırılır; yumurta alerjik ise et, süt, peynir artırılır. Buğday proteini alerjik ise pirinç, mısır ve ürünleri kullanılır. Balık ve kabuklu su ürünlerine alerji varsa yerine öteki etler verilir.
Alerji yapan besinler belirlendikten ve diyetten çıkarıldıktan sonra, yersiz kuşku ve korkuyla gereksiz şekilde besin kısıtlamasından kaçınmalıdır. Besin alerjisi olan kişilerin beslenmesinde temel ilke; alerjik besinin diyetten çıkarıla­rak yerine eşdeğerde başka besinin konması ve yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanmasıdır. Alerji yapan besin istiridye, çikolata, hardal, çilek, ceviz, fındık gibi yiyeceklerse, diyet düzenlemede sorun çıkmaz. Süt, yumurta gibi temel be­sinlere alerjisi olan çocukların beslenmesini düzenlemek zorlaşır. Özellikle bu tür temel besinlere alerjisi olan çocuklara alerji yapan temel besinler belirli ara­lıklarla ve değişik şekillerde verilerek denenmelidir. Çünkü, bazı besin alerjileri kısa süreli ve geçici olabilir. Özellikle çocuklarda, diyetten çıkarılan temel be­sinlerin yerine eşdeğerde başka bir besinin konması çok önemlidir.
Leia Mais

Doğuştan Metabolizma Hastalıklarının Sebepleri ve Zararları

DOĞUŞTAN METABOLİZMA HASTALIKLARINDA BESLENME
Besin öğelerinin sindirimi, emilmesi, taşınması, metabolizması, çeşitli mad­delerin değişikliğe uğraması ve atılması gibi her türlü olayda sayısız enzim görev alır. Doğuştan gelen metabolizma hastalıkları; besin öğe­lerinin vücutta kullanılmasında görev alan enzimlerden birinin, genlerdeki hata nedeniyle yeterli sentezlenemeyişi ya da hiç sentezlenmemesi sonucu ortaya çıkan bozukluklardır. Hastalıkta, yetersiz ya da eksik olan enzimin görev aldığı tepkime normal yürümez, o enzimin yardımıyla kullanılan besin öğesinden yararlanılmaz.
Enzim yetersizliğine bağlı metabolizma bozukluğu şu şekillerde zarar verir:
1. Kullanılamayan maddenin ve ondan yapılacak maddelerin yetersizliği görülür.
Besin öğelerinin sindirimi, emilmesi, taşınması, metabolizması, çeşitli mad­delerin değişikliğe uğraması ve atılması gibi her türlü olayda sayısız enzim görev alır. Doğuştan gelen metabolizma hastalıkları; besin öğe­lerinin vücutta kullanılmasında görev alan enzimlerden birinin, genlerdeki hata nedeniyle yeterli sentezlenemeyişi ya da hiç sentezlenmemesi sonucu ortaya çıkan bozukluklardır. Hastalıkta, yetersiz ya da eksik olan enzimin görev aldığı tepkime normal yürümez, o enzimin yardımıyla kullanılan besin öğesinden yararlanılmaz.
Enzim yetersizliğine bağlı metabolizma bozukluğu şu şekillerde zarar verir:
1. Kullanılamayan maddenin ve ondan yapılacak maddelerin yetersizliği görülür.
2. Normal şekilde kullanılamayan madde normal olmayan değişikliklere uğrar ve değişik maddelere çevrilir.
3. Normal şekilde kullanılamayan madde ile ondan oluşan ürünler doku­larda birikir ve toksik etki gösterir. Yetersiz olan enzim çeşidine göre değişmek üzere, bu maddeler sinir, sindirim ve boşaltım sistemleri gibi çeşitli sistemleri ve organların çalışmasını bozar. Büyüme, gelişme, zekâ geriliklerine ve çok çe­şitli bozukluklara yol açabilir.
4. Kullanılamayan ve ondan oluşan maddeler kanda yükselir ve idrarla atılır; böbreklerle atılması sırasında bu organa da zarar verebilir.
Doğuştan metabolizma hastalıkları, kromozomlar üzerinde bulunan gen­lerdeki bozukluktan ileri gelir. Bazen hastalık geni bulunan kişilerde hastalık önemli belirti vermeyebilir ,ancak çocuklarında şiddetli olarak ortaya çıkabilir. Bu nedenle doğuştan metabolizma bozukluklarından ve öteki kalıtsal hastalık­lardan korunmak için şunlara uymak gerekir:
1. Yakın akrabalarla evlenmemelidir.
2. Kalıtsal hastalıkları olanlar evlenmemelidir.
3. Yakın akrabalarında, kendisinde ve eşinde kalıtsal hastalığı olan kişiler çocuk yapmamalıdır.
4. Özellikle yukarıda belirtilen durumları olan gebe kadınlar doktor de­netimine girmelidir.
5. Kuşku duyulan durumlarda, beklemeden doktora gitmelidir. Erken ta­nı (teşhis) ve tedavi, bozuklukların ilerlemesini önlemede çok önemlidir.
Doğuştan metabolizma hastalıkları; her tür besin öğesinin sindirimi, emil­mesi, taşınması ve atılmasıyla, bir bölümünün depolanmasıyla ilgili olabilir. Metabolizma bozukluğu hastalıklarının çoğunda diyet tedavisi çok önemlidir.
Diyet tedavisinde ana ilke; kullanılması bozuk olan besin öğesini diyetten çıkarmak ya da zararlı olmayacak en alt düzeye indirmek; deği­şimi mümkün bir besin öğesi ise, yerine çıkarılanla eşdeğerde başka besin Öğesi koyarak hastayı iyi beslemektir.
Doğumsal metabolizma hastalıkları olanlar, bu alanda uzmanlaşmış dokto­run denetiminde beslenmelidir. Diyet, kullanılamayan besin öğesinin ve yan ürün­lerinin kandaki ve idrardaki miktarlarına ve hastanın genel durumuna göre dü­zenlenir. Hastanın bakımından sorumlu kişinin, olabiliyorsa hastanın kendisinin beslenmesi konusunda eğitilmesi büyük önem taşır. Burada, diyet tedavisinden yarar görülen metabolizma bozukluğu hastalıklarına örnek olarak fenlSketonüri, galaktozami ve gut üzerinde durulacaktır.
Leia Mais

Fenilketonüri

Fenilketonüri, fenilalanin adı verilen elzem amino asidin metabolizma bo­zukluğu hastalığıdır. Kalıtsal olan bu hastalıkta, proteinlerle alman fenilalanin, bir enzim eksikliği nedeniyle frozin denilen amino aside çevrilemez. Genlerdeki bir bozukluk nedeniyle, fenilalanin’i trozin’e çeviren enzim (fenilalanin hidrok-silaz) ya hiç sentezlenemez ya da yetersiz sentezlenir. Bu nedenle, fenilalanin normal şekilde kullanılamaz ve bir miktarı başka maddelere yıkılır. Kanda fenil­alanin ve yıkım ürünlerinin düzeyi zararlı olacak şekilde yükselir.
Vücutta artan fenilalanin ve yıkım ürünleri özellikle sinirlere ve beyne ze­hirli (toksik) etki yaparak zekâ geriliğine ve birçok bozzukluklara yol açar. Has­talık yaşamın ilk günlerinde anlaşılır ve hemen tedaviye başlamrsa, bozuklukların ilerlemesi önlenebilir. Bozukluklar oluştuktan sonra başlayan tedaviden olumlu sonuç almak zordur. Geri zekâlı çocukların bir bölümünde, bu metabolizma has­talığının bulunduğu saptanmıştır.
Fenilketonüri sık rastlanan bir hastalık değildir. Bazı gelişmiş ülkelerde 10-20 bin çocuktan birinde görüldüğü bildirilmektedir. Bu hastalık, daha çok sarışın ve beyaz ciltli çocuklarda görülmekle birlikte esmerlerde de rastlanmak­tadır. Hastalık, anne babadaki bozuk genin yavruya geçmesiyle ortaya çıkar. O nedenle, bu hastalığı olanların evlenmemeleri, evlenenlerin çocuk yapmamaları gerekir.
Fenilketonüri hastalığı olan ve gebe kalan kadının özel diyet uygulaması zorunludur. Diyet tedavisi görmeyen annelerin çocuklarında, doğmadan önce beyninde ve başka organlarında bozukluklar oluşabilir.
Bu hastalığı olan çocukların idrarı ve teri kötü kokar; davranışlarında, ge­lişmesinde, hareketlerinde bazı bozukluklar göze çarpar. Bu çocuklar süte de duyarlı olurlar. Kuşku duyulan belirtiler gösteren çocukların doktor kontrolün­den geçirilmesi gerekir.
Bu metabolizma hastalığının tedavisi özel diyet uygulanarak yapılır. Fenilke-tonürialı hastaların beslenmesinde ana ilke, diyette fenilalanin miktarını zarar vermeyecek düzeye azaltmak ve yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlamaktır.
Fenilalanin elzem amino asittir ve özellikle çocuklar için çok önemlidir. Bu elzem amino asit her türlü besindeki proteinlerin yapısında bulunur. Diyetin; fenilalanin ve protein yetersizliğine yol açmayacak, kanda fenilalanin ve yıkım ürünlerini normal sınırlarda tutacak, yeterli büyüme ve gelişmesini sağlayacak şekilde düzenlenmesi gerekir. Bu nitelikte bir diyetin düzenlenmesi oldukça zor­dur. O nedenle, gelişmiş ülkelerde, bu hastalığı olan çocuklar için fenilalanini az besinler hazırlanmaktadır. Çocuk, bu özel yiyeceklerle beslenmekte, ayrıca başka besinlerden de yararlanılmaktadır.
Fenilalanini düşük özel yiyecekler bulunmuyorsa, çocukların beslenmesinde protein değeri düşük yiyeceklerden yararlanılır. Diyet, hastalık tanısını koyan doktorun önerisine göre düzenlenir.
Hasta çocuğun beslenmesinde proteince zengin besinler azaltılır. Kuru baklagiller, yumurta, etler, su ürünleri, süt ve bunların türevleri protein, dolayı-siyle fenilalaninin en iyi kaynaklarıdır. Çocuk beslenmesinde bu besinler çok önemlidir ve diyetten tümüyle çıkarılamaz ancak en alt düzeye indirilir. Çocuğa bir miktar süt verilir.
Protein; tahıl ve türevlerinde orta derecede bulunur, sebze ve meyvelerde ise çok azdır, bal, pekmez, şeker ve işastada ise bulunmaz. Hasta çocuğun diyeti bu yiyeceklerle ve az miktarda süt kullanılarak hazırlanır. Çocuğun, yalnız bu tür besinlerle ve az miktarda sütle uzun süre beslenmesi yeterli ve dengeli beslenme­sine yetmez. Bu nedenle, çocuk için fenilalanini düşük özel yiyeceklerin sağlan­ması zorunludur.
Bu hastalığı olan yetişkin kişilerin de proteinin zengin kaynaklarını en alt düzeye indirmeleri gerekir. Özellikle gebelikte fenilalanini düşük yiyecekler alın­malı, kanda bu amino asit normal sınırlarda tutulmalıdır. Tersi durumda bebekte daha doğmadan önce bozukluklar oluşabilir.
Leia Mais

Galaktozami

Galaktozami; süt şekeri olan laktozun bileşiminde bulunan galaktozun gli­koza çevrilmeyişi sonucu oluşan kalıtsal bir metabolizma hastalığıdır. Hastalığın sebebi, galaktozun glikoza çevrilmesine aracılık eden enzimin (transferaz) do­ğuştan bir bozukluk nedeniyle yapılamayışıdır. Enzim yetersizliğinden glikoza çevrilmeyen galaktoz dokularda birikir, idrarla da atılır. Galaktoz ve ürünleri do­kularda toksik (zehirli) etki gösterir.
Bu hastalığı olan bebekler, anne ve hayvan sütlerine duyarlı olurlar. Ço­cuklarda beslenme güçlüğü, kusma, sürgün, ağırlık kaybı, karında şişlik, sarılı­ğa benzer belirtiler görülür. İdrarla galaktoz ve protein atılır, bebeğin karaciğe­ri bozulur. Gerekli tedavi yapılmazsa ve bebek yaşarsa, gözde bozukluklar olur ve ilerde körlükle sonuçlanabilir. Bebekte fiziksel ve zihinsel gerilikler de görü­lür. Bu bozuklukların olmaması, ilerlememesi ve en alt düzeyde tutulması için erken tanı ve diyet tedavisi çok önemlidir.
Galaktozami hastalığında beslenmede temel ilke, diyetten galaktoz ve lak­tozun çıkarılmasıdır. Bunun için, diyette süt, sütlü besinler ve hiçbir süt ürünü bulundurulmaz. Bu ilke doğrultusunda beslenen çocuklarda, belirtilen bozukluk­lar önlenebilir, önceden oluşmuş bozukluklar da azaltılabilir. Gelişmiş ülkeler­de, bu hastalığı olan çocuklar için laktozu alınmış, yerine başka şeker konmuş süttozu yapılmakta, ayrıca soya sütü hazırlanmaktadır. Süt ve ürünleri yerine laktozu alınmış süttozu kullanılmaktadır. Hasta, öteki yönlerden normal çocuk gibi beslenmektedir. Bu özel süttozu ve soya sütü bulunmadığında; çocuk, has­talık tanısını koyan doktorun yönergesine göre beslenir.
Laktozu alınmış süttozu ya da soya sütü bulunamıyorsa, bebek şöyle beslenebilir:
1. Soya unu kullanılabilir. Her öğün bir tatlı kaşığı kadar soya unu bir çay bardağı suda ezilir, iyice pişirilir. Bir tatlı kaşığı şeker, bir çay kaşığı kadar bitkisel sıvı yağ eklenir, ılıkken çocuğa verilir. Bebek büyüdükçe miktar artırılır. Ayrıca, soya unuyla pirinç unu ya da buğday unu karıştırılarak çorba, mahallebi yapılarak çocuğa yedirilir.
2. Soya unu da bulunmazsa, kırmızı mercimek, nohut gibi kuru baklagiller­den yapılmış unlardan yararlanılır. Ya da bunların zarları çıkarılıp, soya ununda olduğu gibi iyice pişirilerek çocuğa Verilir.
3. Soya unu ve öteki kuru baklagil unlarıyla beslenen çocuğun kalsiyum ve vitamin ihtiyacı karşılanamaz. Bunun için çocuğa kalsiyum ve vitaminli ilâçlar verilir.
4. Hastaya, süt katılmış ve sütten yapılmış hiçbir besin verilmez. Yoğurt, peynir, dondurma, krema, tereyağ, çikolata ve benzerleri diyette bulundurulmaz. Hazır besinlerin etiketi incelenerek içinde süt ve süttozu bulunanlar kullanılmaz.
5. Süt ve ürünlerinin diyetten çıkarılması dışında, hasta çocuklar normal çocuklar gibi beslenir.
6. Çocuk büyüdükçe süt kısıtlaması biraz hafifletilebilir. Ancak, sütsüz (laktozsuz) diyet uygulamasının hafifletilip hafifletilmeyeceği, hayat boyu sürüp sürmeyeceğine hastanın doktoru karar verir.
Leia Mais

Meyve Suları


MEYVE SULARI

Meyve ve sebze sularının önemi yeni değildir. Romalılar içkilerini bitki ve çiçekleri ezmek ve’karıştırmak suretiyle kokulandırırlardı. Birçok hastalıkları yalnız meyve ve sebze su­larıyla tedavi ederlerdi. Bu suları yalnız hastaların içeceği sıra­da sıkar ve kullanırlardı Bu suretle içindeki vitaminlerinden birşey kaybetmezlerdi. Bu sular hastalıkların en sadık koruyu­cusu idi.

Meyve ve sebze sularının terkiblerinde bulunan madde­lerden dolayı çok kuvvetlidirler. ,Bir litre üzüm veya. ananas suyunda 800-900 kalori vardır. Bir litre sütte ise 1300 kalori, 650 gram et, 12 yumurta veya 3 kilo patates aynı kaloriyi ve­rirler. Bir litre elma suyu 500 kalori, bir litre kiraz suyu 450 kalori, bir litre armut suyu 420 kalori, bir I ite portakal suyu 400 kalori ve nihayet çilek suyu 220 kalori verir. Fakat bir besi­nin yalnız kalorisine bakmamaltdır. Besinlerin içinde esaslı maddeler (Vitaminler ve mineraller) vardır.
Kısaca özetliyecek olursak meyve ve sebze sularında vi­tamin, şeker ve mineraller erimiş halde bulunduğundan sindi­rime elverişlidirler ve bunlar çok sarfeditmektedirler. Şimdi bunları, özel olarak ayrı ayrı inceleyelim :

MEYVE SULARININ ÇEŞİTLERİ VE FAYDALARI
KAYSI SUYU
Bu meyve vitamin ve minerallerden zengin olduğundan zihni ve bedenî yorgunluk; kansızlık ve hastalıkların nekahat zamanlarında bolca İçilmelidir.
FRENK ÜZÜMÜ (KASİS) SUYU:
Bunun yaprakları kaynatılır ve demlendirilir. İşte bu su romanizmalara, mafsal ağrılarına iyi gelir ve karaciğer üzerine uyarıcr etki yapar.
KİRAZ SUYU:
Kiraz suyu vücuttan toksinleri atar, kaybolan mineralleri yerine kor. Damar sertliği olanlar, fasal iltihaplarına karşı kor, şişmanlar, kabız olanlar yaşlılar günde bir kolo kiraz suyu içmelidir.
LİMON SUYU:
Portakal, Greyfurt, havuç, elma ve üzüm suyu gibi limon suyu da faydalıdır ve ün salmıştır. Limon suyunun faydalarını Şifalı bitkiler ve tatbik edildiği hastalıklar kitabında sözettik. Lrmon midesinde ülser olanlar bile içebilir. Kanı temizleyici hassasından dolayı hergün içilebilir. Limon suyu yalnız başına içilebileceği gibi diğer meyve suları ile de karıştırılarak içi­lebilir.
ÇİLEK SUYU:
Çilek suyu vücudu mineralize eder, vücuttan ürik asidi çı­karttığı için romatizmalılar, damla hastalığına duçar olanlar, bu meyvenin suyunu bok bol içebilirler. Çilek suyu karaciğerin çalışmasını uyarır, sinir sistemini düzenler, damar sertliği olan­lara tavsiye edilir.
AĞAÇ ÇİLEĞİ (AHUDUDU) SUYU:
Ağaç çileği suyu yalnız veya su ile karıştırılarak içilir ve lezzeti çok hoştur.. Bu su romatizmalılara, ateşli hastalara içirildiği gibi Frenküzümü suyu ile karıştırıldığında serinletici hassası artar ve ateşli hastalara bol bol içirilir.
FRENK ÜZÜMÜ SUYU:
Frenküzümü suyu iştah açar, sindirimi kolaylaştırır, tok­sinleri vücuttan atar, karaciğer yetersizliği ve şişmesinde, id­rar ve sindirim yollan iltihaplarında, romatizma ve damla has­talıklarında bolca içilmelidir. Frenküzümü suyu su ile karıştırı­larak içilecek olursa ateş düşürücüdür.
KARADUT ŞURUBU:
Karadut şurubu sulandırılarak içilir. Serinletici ve yumu­şaklık verme hassası vardır. Bununla anjinliler, dişeti iltihabı olanlar ve aftlılar bol bol gargara yapmalıdırlar.
AYI ÜZÜMÜ SUYU:
Ayıüzümü suyu özel olarak bağırsak hastalıklarında : an­terit, kolit, ishal, arrnbli dizenteri ve bağırsak kokuşmasında kutlanılır. Ayıüzümü suyu gece görmesini artırır.
PORTAKAL SUYU:
Serinletici ve kuvvet verici hâssasından dolayı herkes ta­rafından sevilerek içilmektedir. Bundan başka portakal suyu kanı sulandırır ve damarları korur.
GREYFURT SUYU:
Greyfurt suyu İştah açar, hazmı kolaylaştırır, vücuttan toksinferi. atar, karaciğeri uyarır ve safranın akışını sağlar. Bu da portakal suyu gibi kanı sulandırır ve damarları koru.
ŞEFTALİ SUYU:
Şeftali suyu idari sötctiirur ve hafif yumuşaklık verir ve hazmı kolaylaştırır. Şeftali suyu yerine çok olgun şeftalileri yemek de pratik bir usuldür.
ARMUT SUYU:
Armut suyu idrar söktürür, toksinleri ve ürik asidi atar vücuttan. Vücudu mineralize ettiği için kansızlara, veremlilere ve beyin yorgunluğuna duçar olanlara bol bol içirmelidir. Ar­mut suyu kabızlık yaptığı için istahllilere de içirilir.
ELMA SUYU:
Elma suyu sinir ve kasları kuvvetlendirir, toksinleri atar, bağırsak antiseptiğidir, kabız kalanlara çok yemeleri tavsiye edilir. Elma suyu yalnız başına içileceği gibi havuç ve diğer meyve suları ile de karıştırılarak içilebilir
ÜZÜM SUYU:
Üzüm suyunun kaforisi önemlidir. Bir kiîo üzüm suyun­da 900 kalori bulunur. Üzüm suyu vücudu mineralize eder ve vücuttan toksinleri atar. Üzüm ve karaciğeri şiş olanlar bol bol içmelidirler. 1000 – 12000 gram. üzüm suyu birkaç gün için­de içilecek olursa vücut ve dimağ yorgunluğunu giderir ze­hirlenme ve kanda üresi olanlara günde 1400 gram olmak üze­re 3 hafta süre ile üzüm suyu çok iyi gelir.

Leia Mais

Bebeklerde Yetersiz Beslenme


Her ağladığında mama veriyor musunuz? Bebeğinizin yavaş kilo almasının altındabir hastalık yatıyor olabilir. Doktora başvurun.

Yetersiz süt verilmesi

Bebeğinizin yeterli beslenmediği anlamına gelebilir. Fakat bebeğiniz 3 aylıktan büyükse belki de katı gıdalara geçmeye hazırdır. Doktora danışın, verdiğiniz süt miktarını artırabilir veya sütten kesmenizi önerebilir.

Yetersiz beslenme

Yavaş kilo almanın sebebi olabilir. Ne yapmalısınız?

Bebeğiniz açlığını size ağlayarak anlatır. Katı bir beslenme yönetiminde ısrar etmek, bebeğinizin gerekli miktarda süt almasını önleyip, sizin de sütünüzde azalmaya yol açabilir. Bu yüzden bazen reddetse dahi bebeğinize her ağladığında mama verin.Bebeğiniz 3 haftada kilo almaya başlamazsa doktora başvurun.

Yavaş kilo almanın nedeni yeterli besin almamak olabilir.

Ne yapmalısınız?

Ağlamak bebeğin size açlığını bildirmesinin voludur. Sıkı bir beslenme disiplininin uygulanması onun yeterli süt alamamasına neden olabilir. Bu nedenle bazı seferler almak istemese bile ağladığında ona mama verin, iki hafta içinde kilo almaya başlamazsa doktora başvurun.

Mamaların fazla sulandırılması bebeğin yeterli gıda almaması sonucunu doğurur.

Ne yapmalısınız?

Mamayı üzerindeki tarife tam uyarak hazırlayın. Bebeğinizin susamış olduğunu düşünüyorsanız, kaynamış su verin. İki hafta içinde kilo almaya başlamamışsa doktora başvurun.

Ne yapmalısınız?

Gerekli olduğunu düşündüğünüzde fazla süt verin, bebeğinize doyuncaya kadar mama verebilirsiniz. Üç aylıktan büyükse katı gıdalara geçmeye hazır olabilir, iki hatta içinde normal kilo almaya başlamazsa ya da sütten kesmeyi düşünüyorsanız doktora başvurun.
Leia Mais

18 Temmuz 2010 Pazar

Narsis Çiçeği


İlkbaharda çiçeklenen bu soğanlı bitkiden erken çiçek elde etmek için beyaz tür en elverişlisidir.Deneme yumrusu içinde çakıl taşı ve su bulunan sığ kaplara dikilir. En dip kısma da kum ve çakıl taşı konulur. Direkt ışık alan orta ısılı yerlerde bırakılır ve muntazaman sulanır. Çakıl taşlarının kurumamasına da dikkat edilir. Bitki serin odalarda bırakılırsa çiçekleri uzun zaman devam eder. Çiçeklenmeden sonra soğanların yeniden çiçek verme gücü azaldığından bunlar faydasızdırlar. Sarı renkli Trumpet tipi Narcissus, yumruları karanlık yerlerde saklanır.


Diğer Narcissus çeşitleri saksı içinde çiçeklendirilip yetiştirilebilir, fakat bir süre için karanlık yerlerde muhafaza edilmelidirler. Ayrıca saksılar bahçeye toprak içine gömülerek üzerlerini 10 cm. toprakla örterek muhafaza etmek de mümkündür. Tomurcuklar 8 -10 cm. boyunda olduklarında, bitki sıcak odalara alınır ve bol suya gereksinim duyar. Yumrulu saksılar karanlık yerlerde korunur ve filizler 8 -10 cm. olunca alınır.

Leia Mais

Free Automatic Backlink
Photo blog blogs
Bedava Hit Siteler