Sayfalar

22 Temmuz 2010 Perşembe

Kadında Cinsel Fonksiyonlar

Kadının başlıca üreme bezi olan yumurtalıkların da tes­tis gibi 2 türlü fonksiyonu vardır. Yumurtalık bir yandan yumurtacığı meydana getirip olgunlaştırarak kuşağın sü­rekliliğini sağlar, öte yandan ise cinsel hormonları hazır­layan ve kana veren bir iç salgı organı görevini üzerine almıştır. Kadında cinsel hormonlar 2 çeşittir. Bunlardan birisi ana cinsel hormondur. Vücutça ve ruhça dişilik ka­rakterlerini sağlar. İkincil seks karakterlerinin gelişme­sinde de yardımcı olur. Yumurtalıkları çıkarılan hayvanlar­da rahmin küçüldüğü, cinsel faaliyetin durduğu ve vü­cudun yağ bağladığı görülür. Hayvana yumurtalık parçaları aşılanır ya da yumurtalık hormonu verilirse bütün bu belirtiler kaybolur.
Yumurtalık ikinci bir hormon daha salgılar. Her ay yumurtacığın yumurtalıktan ayrılmasıyla onun yerinde bir sarı cisim oluşur. Bu sarı cisimden de gebeliğin sürek­li olmasını sağlayan bir hormon salgılanmaktadır.
Yumurtalıkların hormonal fonksiyonları, bunlar çı­karıldıktan sonra görülen özel bazı belirtilerle anlaşılır. Birçok deney hayvanı ve gene çeşitli nedenlerle insan­larda yapılan yumurtalıkları çıkarma, kısırlaştırma ameli­yatlarından alınan sonuçlar, erkeklerde yapılan kısırlaştır­maya benzerlik gösterir. Böyle durumlarda dişi deney hay­vanlarında da üreme organları, ikincil seks karakterleri geriler. Yavru hayvanlarda ve kız çocuklarında yapılan ameliyatlardan sonra rahmin ve vaginanm gelişemediği, memelerin büyümediği, koltuk altı ve kasıktaki kıllanmanın azaldığı, leğen kemiğinin kadınlara özgü bir şekilde genişlemediği, âdetlerin başlamadığı görülür. Bunlarda cinsel iştah zayıftır ve haremağalarmda olduğu gibi ke­miklerde aşırı derecede uzama olmaktadır. Bu nedenle kız­lar ince uzun tipte ve yapılıştadır. Yavru yapma yetenek­leri yoktur ve tamamen kısırdırlar. Bunlara hormon yoklu­ğunu giderme amacıyla yapılan hormon nakilleri belirli bir zaman için etkisini gösterir. Böylece kısa zamanda cinsel istek düzene girmekte ama, yerleştirilen yumurta­lığın bozulup dejenere olmasıyla gene eski durum ortaya çıkmaktadır.
Hadım edilmiş erkek deney hayvanlarına yapılan yu­murtalık nakillerinde dişiliğe özgü belirtiler meydana ge­lir. Örneğin erkek kobaylarda memelerin geliştiği, yağ­lanma olduğu, ruhsal yönden de tıpkı dişiler gibi yavrularına baktıkları görülür. Horozlarda ibik ve kulak altın­daki oluşumlar küçülür, kuyruk tüyleri dökülür, tüyler parlaklığını kaybeder ve gene horozların ötmesi kesilir.
Yumurtalık hormonlarının ya da bunların salgılanma­sını uyararı hipofiz bezi hormonlarının yetersiz olduğu bazı hastalıklar vardır. Bu gibi durumlar genç yaşlarda olursa üreme organları büyümez, göğüsler küçülür kalır, koltuk altı ve kasıkta kıllanma olmaz. Gene bu hastalar­da kalçalar dardır ve âdetler belirli yaşa gelindiği halde başlamamıştır. Bunlarda çocuk yapma yeteneği yoktur ve sonuç olarak ortaya uzun kol ve bacaklı, zayıf yapılı genç kızlar çıkar.
Gelişmiş insanlarda yumurtalığın yeterli çalışmaması ise âdetlerin düzenini kaybetmesi ve arada sırada olmama­sı şeklinde kendini belli eder.
Bir de tam tersine, yumurtalığın aşırı çalışması du­rumları vardır. Buna daha çok bazı yumurtalık urları ve kistlerinde rastlanır. Burada aşırı çalışma adı altında hor­monların zamanından önce çok miktarda salgılanarak ka­na verilmeye başlanmasıyla birlikte olan bir erken olgun­laşma tablosu söz konusudur. Cinsel organların erken­den olgunlaştığı, rahmin genişlediği, memelerin büyü­düğü görülür. Gene koltuk altı ve kasık bölgelerindeki kıl­lar zamansız olarak artar. Uzun kemikler çabuk kireçlen­diğinden boy kısa kalır. Çocuk küçük yaşta olgun bir ka­dın şeklini alır. Âdetler çabuk başlar ve cinsel istek çok­tur. Bu nedenle anormal gebeliklere bile rastlamak müm­kündür. Yumurtalık faaliyetinin aşırı olduğu 6,5 yaşın­da bir çocukta gebelik görüldüğü bildirilmektedir.
Leia Mais

Âdet Kanaması, Âdet Görme

ÂDET GÖRME

Dar anlamıyla hipofiz bezi, yumurtalık ve rahimde olan birbiriyle ilgili, zaman zaman tekrarlayan olaylar zincirinin dış gösterisi âdet kanamasıdır. Bilginler bu ka­namanın anlamını ve ne gibi bir mekanizmayla meydana geldiğini çok eski zamanlardan beri yorumlamaya ve açık­lamaya çalışmışlardır.
Bu konuda yüzyıllar önce hekimler arasında birtakım yaygın fikirler vardı. Bunlardan arta kalan bazı saplan­tı ve inançlar bugün bile halk arasında geçerli olmakta­dır. Hatta bu fikirlerin yalnız görgüsü az olanlarda değil, az çok okumuş bir sürü insanda da var olduğu her günkü gözlemlerden anlaşılmaktadır. Bütün bu düşünce ve saplan­tılar genellikle bir noktada toplanır. O da âdet kanaması­nın kadın organizmasını birtakım zehirli maddelerden te­mizleyen bir gösteri oluşudur. Bugün için ancak tarihsel değeri kalmış olan bu görüşlerden birkaçını özetlemeyi çoğunlukla uygun buluyoruz:
1 — Yüzyıllar önce Galenos’un öne sürdüğü bir teori­ye göre bütün kadınlarda fazla kan vardır ve zaman zaman gelen bazı kanamalarla kanın fazlası dışarı atılmak­tadır.
2 — Birtakım bilginler âdet görmeyi, kanın bir maya etkisiyle nöbet nöbet kaynayıp taştığı şeklinde açıklamak istemiştir.
3 — Bunlardan başka bir de ay teorisi vardır. Âdet kanamasını ayın hareketleriyle ilgili olarak kabul eden bu teori âdetlerin 28 ile 35 gün arayla oluşunu bir delil ola­rak ileri sürmüştür.
Buna benzer birtakım başka .teoriler de zaman za­man ortaya atılmıştır. Ama, anatomik buluşların ilerleme­sine, insan yumurtasının bulunmasına rağmen hiç kimse âdet kanamalarının kuşağın sürekliliğindeki anlamını dü­şünmek değil, yumurtalıklarla ilgili olabileceğini bile ak­lına getirmemiştir.
Erkek üreme bezleri durmaksızın her gün sayısız hüc­re salgılar. Oysa kadın vücudu her ay yalnız bir tek yu­murta salgılamaktadır. Bu yumurtalama olayı büyük bir zaman titizliği içinde olur. Ergin bir kadın, hayatının her 28 gününde, belirli miktarda kanla birlikte bir yumurta­cığı üreme yollarıyla vücuttan dışarı atar. İşte bu kan­lı yumurtlama olayı ya da fonksiyonu aybaşı, âdet gör­me ya da regl adıyla bilinmektedir. Bir başka deyimle âdet görme, her ay tekrarlanan bir olayın belirtisi ya da son dönemidir.
Âdetleri herbiri bir hafta kadar süren 4 döneme ayırmak mümkündür. Birinci hafta sırasında yumurta­lıklardan birinde bir yumurtacık olgunlaşır. Bu, kanamayı izleyen ilk haftadır. İkinci hafta boyunca, genellikle âde­tin onbirinci ya da onikinci gününde yumurtacık yumur­talıktan çıkar. Kadınların büyük bir kısmı cinsel hücreyi dışarı atan yırtılmayı hissetmez. Buna karşılık bazıla­rında bu sırada iki âdet arasında bir acı duyulduğu belir­tilmektedir.
Leia Mais

Yumurtalık hormonu,Folikulin


Yumurtacığın olgunlaşmasıyla yumurtalıkta bazı değişimler ortaya çıkar. Yumurtacığın çevresi küçük bir kabarcık yapacak şekilde sıvılaşır. Bu sıvı yumurta­lık hormonundan başka bir şey değildir. Bu, damarlar ara­cılığıyla emilir ve böylelikle kana boşaltılır. Bu hormonun kana ge­lişi, yumurtalıkta bir yumurtacığın olgunlaştığını ve ka­dının gebe kalmak için hazır ve elverişli durumda oldu­ğunu organizmaya bildirir. Bütün organları bu büyük olay için güçlendirmeye çalışır.

Yumurtalık hormonunun vücuduna yaptığı etki kadının gözünden kaçmaz. Bazan deri değişiklikleri görülür. Fizik ve moral yönden dayanık­lılık, kararsız hale gelir. Mizaç dalgalıdır ve özellikle cin­sel içgüdü şiddetlenmiştir. Erkeğin cinsel hayatı her gün ve her çağda aynıdır. Buna karşılık kadının cinsel içgü­düsü âdet zamanları ve âdetin 4 dönemine göre değişiklik gösterir. Aynı şekilde cinsel istek, döllenme ve kadının bütün morali aybaşı devrelerinin ritmiyle birlikte dal­galanır.
Yumurtalık hormonundan en çok etkilenen organ ra­himdir. Hormonun kanda yükselişi ona bir yumurtacığın kendisine erişmekte olduğunu bildirir. Bir başka deyimle hormon, ortaya yerleşecek olan yumurtacığa bir yuva yap­ması için rahmi etkilemektedir. Rahim de uysal bir şe­kilde küçük yumurtacığa iyi bir karşılama yapmak üze­re hazırlanır. Kan damarları çoğalır, mukoza kırmızım­sı ve şişkin bir hale gelir.Yumurtalık hormonu-Folikulin


Rahmin içinde bulunan salgı bezleri hacimlerini artırır ve yumurtacığa ilk ana sütü yerine geçecek olan bir besleyici özsuyu salgılamaya baş­lar.
Eğer rahme gelen yumurtacık döllenmişse,. kendine ayrılmış bir yatak bularak yuvasını kurar. Döllenmediğin­de bu işi başaramaz ve rahimdeki tohumlama tabakasıyla birlikte ölür. Rahmin kanla ve besleyici özsuyuyla dolu olan mukozası da eriyerek ölen yumurtacıkla birlikte dı­şarıya dökülür. İşte bu akış âdet kanamasıdır.
Bulûğla başlayan ve belirli zamanlarda tekrarlamak üzere âdet kesilmesine kadar görülen aybaşı kanamasının değişebilen bir süresi vardır. Bu değişmelerin soyaçekim ile ilgili bazı faktörler nedeniyle olduğu kabul edilmek­tedir. 2 ile 7 gün süren âdet kanamasını klasik olarak nor­mal saymak gerekir. Şüphesiz ki bu en az ve en çok sayı­lan sınırları aşan ve gene de normal olarak kabul edilme­si gereken vakalar vardır. Ama, eğer kanama 1 günden az ve 7 günden çok sürerse, her şeye rağmen bir kadın hastalıkları hekimine başvurmak iyi olur.

Sağlıklı bir kadında bütün âdet görme süresince alıan kanın miktarı 50 ile 150 gram arasında değişir. Ama, kadınların % 50 sinde bu miktar ortalama 50 gram ka­dardır. İlk gün az olarak başlayan kanama, âdetin ikinci ve üçüncü günleri çoğalır ve sonra yavaş yavaş azalarak durur. Normal âdet kanaması olan bir kadın kanama mik­tarını «2 ya da 3 bez kirletiyorum» şeklinde anlatır.
Âdet kanı normal kanla aynı yapıda değildir. Kanla ve yapış yapış, sümüksü bir maddeyle karışık bir sıvıdır. Damarlarda dolaşan kandan daha koyu renktedir. Âdet ka­nı aynı zamanda pıhtılaşmayan bir sıvıdır. Daha doğru­su rahim boşluğunda toplanan kan önce pıhtılaşır ama, rahimden salgılanan bir maddenin etkisiyle gene eritilir.
İşte bu nedenle âdet kanı dışarıda pıhtılaşamamaktadır. Ancak şiddetli kanamalarda bu durum, zamanın kısalığı yönünden gerçekleşemediğinden âdet kanıyla birlikte pıh­tılar da çıkabilir.

Genellikle iki âdet görme arasındaki zaman, yani bir âdetin başından daha sonraki âdetin başına kadar geçen süre ortalama 28 gündür. Aynı kadında bile birkaç gün­lük değişmeler normal kabul edilir. Ama, 21 ile 35 gün­lük süreleri normalin sınırları olarak kabul etmek gere­kir. Bazı kadınlar şaşmaz bir şekilde âdet görür ve âdet­lerinin başlangıcını günü gününe hesaplar. Bir haftadan çok süren ara kaymalarında bir kadın hastalıkları heki­minin kontrolundan geçmek yararlıdır. Sonuç olarak kısa­ca özetlemek gerekirse âdet kanı, döllenmiş bir yumurtacı­ğı karşılama şansına erişmemiş olan bir rahim mukozasın­daki erimenin son gösterisidir.

Birçok kadının birbirine ya da kendisine sıklıkla sor­duğu bir soru vardır:
Âdet kanı zehirli midir?
Âdet gö­ren bir kadının ne meyva ne de çiçeklerle uğraşması doğru değildir şeklindeki yaygın fikir tam olarak dayanaktan yoksun değildir. Âdetler sırasında kanda, terde ve soluk­ta menotoksin adı verilen bir zehirli madde bulunur. Bu madde çiçekler ve meyvalara gerçekten zararlıdır. Ama, bu durum kadınların hepsinde aynı değildir. Bu zehirden’ zararsız denecek kadar az miktarda çıkartan kadınlar da vardır. Kadının bizzat kendisi, âdet gördüğü sırada bo­şalttığı maddelerin zehirli olup olmadığını öğrenmelidir.
Çamaşır değiştirme ve âdet görme sırasında alınan sağlık tedbirleri üzerinde de önemle durmak gerekir. Âdet süresince kadın kendine normalden daha çok bakmalıdır. Talk ve başka maddeler kullanmalıdır. Âdetler sırasında ve hemen sonra çamaşır değiştirmenin zararlı olduğu şeklindeki yaygın fikir son derece saçmadır. Yeni çama­şır eğer çok soğuksa, bazan bitmeye yüz tutan âdetleri refleks yoluyla yeniden canlandırabilir. Ama, böyle durum­larda bile hayal gücü soğuk çamaşırın etkisinden çok daha fazladır.

Âdetler süresince yaşama şeklinin de önemi vardır. Eski zamanda kadınlar âdet zamanlarında nazlı olurdu. Oysa bugün için tam tersine ölçülü davranmamakta ve kendisini kollamayı aşırı derecede ihmal etmektedir. Sağ­lıklı bir kadının bütün kanama süresince yatağa bağlan­ması gerekmez ama, özellikle ilk günlerde, biraz kendine bakması doğru olur. Erkekle her yönden eşit olmaya çalı­şan bugünün genç kadını örneğin danslı çaya gitmekten ya da bisiklete binmekten kendini alamamaktadır.

Kadın için 3 doğurma ya da kurtulma zamanı vardır. Bunlardan biri boş bir yumurtacığın doğumu olan âdet kanaması, ikincisi tam gelişmemiş bir çocuğun doğumu olan düşük, üçüncüsüyse gerçek bir doğumdur. Bu 3 çe­şit olay sırasındaki bakımın azlığı kadar kadının tazeliği­ne zarar verici bir başka şey düşünülemez. Çalışan bir ka­dının mesleği âdet zamanlarında gerekli bakıma zaman ayırmasına engel olabilir. Bu can sıkıcı ve belki de ka­çınılmaz bir durumdur. Bununla birlikte âdet zamanla­rında yalnızca eğlencesi için vücudunu yoran bir kadın en azından akılsızca hareket etmiş olur. Bunun cezasını yıllarca çekeceğini bilmelidir. Buna karşılık kendine bakan kadın ise genç ve güzel kalmak için en iyi çareyi kullanmıştır ve en pahalı güzelleşme araçlarından bile vaz geçse yeridir.
Leia Mais

Âdet Kanaması ve Gebelik

Âdetlerin ortaya çıkması kadına gebe kalmadığını yani döllenme ol­madığını gösterir. Buna karşılık eğer tohumu alıcı tabaka vücuttan ayrılmazsa, yani beklenen âdet kanaması olmaz­sa, kadın kendinde bir gebeliğin başlamakta olduğuna ka­rar verir. Âdetler her 28 günde bir çalan ve susması gebe­liğin başladığını bildiren bir çalar saate de benzetilebilir.
Gebelikten başka âdet kanamasının ortadan kalkma­sına, ya da gecikmesine sebep olan başka faktörler de vardır. Gene âdetler başlamadan önce ve âdetler sırasın­da birtakım şikâyetleri olan kadınların oranı sanıldığı ka­dar az değildir.
Leia Mais

Adet Bozukluğu ve Adet Yokluğu

Çeşitli âdet görme bozuklukları çok kere organlarda­ki belirli bir nedene bağlanabilir. Ama, gene birçok vaka­da böyle organik bir sebep bulunmaksızın âdet bozukluğu ortaya çıkmaktadır. Burada ruhsal olayların başlıca ro­lü oynadığı bir gerçektir. Önce organik sebepleri inceleye­lim.
Âdet yokluğu — Kadının âdet görmemesi haline âdet yokluğu ya da amenore adı verilir. Âdet yok­luğu hallerinden bir tanesi hemen her zaman üreme or­ganlarıyla da ilgilidir. Burada üreme organlarının alt kısımlarıyla ilgili doğuştan bir bozukluk sonucu âdet kanının dı­şarı akmaması durumu söz konusudur. Âdet olayı düzenli bir şekilde olduğu halde hasta âdet görmediğini sanır. Ya­ni burada bir gizli âdet kanaması söz konusudur. Bu be­lirttiğimiz doğuştan bozukluklar ördeğin kızlık zarının tam kapalı oluşu, vajinanın olmayışı, ya da rahmin boyun parçasının olmayışı gibi durumlardır. Ama, ender olmak­la birlikte rahim boynunda yapılan ameliyatlar, güç do­ğumlar, çocuklukta geçirilmiş ağır vajina iltihapları, hat­ta çocuk olması ya da olmaması için kullanılan bazı cisimler etkisiyle ortaya çıkan iltihaplar da birtakım şekil bo­zukluklarına yol açarak böyle gizli kanamalara sebep olabilir.
Leia Mais

Gerçek Adet Yokluğu

Bu grupta in­celenen âdet kanamasının olmayışı durumları her zaman hastalık niteliği taşımaz. Bir kısmı fizyolojik olaylarla ilgilidir :
1 — Bulûğdan önceki dönemde âdetin görülmemesi ta­mamen normal bir olaydır. Hormonlar daha henüz düşük seviyede bulunduğundan yumurtalıkları uyaramaz. îlk âdet ırklara ve ülkelerin bulundukları yere göre değişiklik­ler göstermekle birlikte ortalama 11 ile 16 yaşları arasın­da başlar. Bazı tropikal ülkelerin genç kızlarında 10 ya­şında başlayabilir.
Hiç âdet görmeye başlamamış bir kişide birincil bir a-menoreden söz edilir. Buna karşılık, daha önce âdet gör­müş ama, sonradan herhangi bir nedenle âdetleri dur­muş olan bir kadında ikincil amenoreden söz etmek ge­rekir. Âdetleri yeni başlayan bir genç kızda, gerçek bir hastalığın varlığına karar vermeden önce, bu dönemin bir­kaç yıl daha uzayabileceğini düşünmeli ve herhangi bir hormon tedavisi yapmaktan kaçınmalı. Buna karşılık ba­zı anneler de bir hekime götürmeden önce, kızlarının 17 ya da 18 yaşma gelmesini bekler. Bu da pek doğru de­ğildir. Birincil amenore şikâyeti olan kızlarda genellikle çocuksu bir ruhsal yapı vardır. Yetiştirilmeleri, erken ol­gunlaşan genç kızlardan çok daha kolaydır.
2 — Gebelik sırasında bol olarak ortaya çıkan bazı hormonların etkisiyle görülen âdet yokluğu, daha önce de söz ettiğimiz gibi, gebeliğin en erken bir belirtisi ve en doğal bir sonucudur.
3 — Emziklilik devresindeki annelerin büyük bir kıs­mında da âdetlere rastlanmaz. Bu aslında tamamen fizyo­lojik bir olaydır ama, emzirmenin çok uzun sürmesi ha­linde rahimde bozukluğa sebep olarak bir daha geri dön­meyecek bir hastalığa ve sonucunda âdet yokluğuna gö­türebilir. Batıl bir düşüncenin sonucu olarak erkek ço­cuklara 2 yıl süreyle süt emzirenler vardır. Bu. özellikle köylüler arasında kökleşmiş bir gelenek halindedir. Bu düşüncenin çocuk yönünden bir yararı olmamasının yanı sıra anne sağlığı için de ne kadar zararlı olacağı açıktır.
4 — Yaş dönümü de gene fizyolojik bir olaydır. Bu­rada da ırk ve aile farklarıyla ilgili olarak âdet kesilme­sine 45-50 yaşlar arasında rastlanır. Âdetler tam olarak kesilmeden önce 3-6 aylık gecikmeler görülebilir. Bu ko­nuya yeniden dönülecektir.
Şimdi âdet yokluğu ya da amenorenin bir başka bö­lümüne yani belirli bir hastalık haliyle ilgili olanlarına geçelim:
1 — Menenjit, kafatası kırıkları, beyin humması gi­bi hastalıklar, sıkıntı ile birlikte olan birçok akıl hastalıklarında âdet yokluğu halleri görülür.
2 — Hipofiz beziyle ilgili bazı hastalıklarda, hipofiz bezinden kaynağını alan urlarda da amenorelere rast­lanmaktadır.
3 — Bazı amenoreler yumurtalık hormonlarının az ya da çok oluşuyla ilgilidir.
4 — Rahimle ilgili birtakım amenore durumları var­dır. Burada rahmin doğuştan olan gelişme ve şekil bo­zukluklarının yanı sıra örneğin tüberküloz, ateşle seyre­den ağır doğumlar, sık sık tekrarlanan çocuk düşürmeler ya da tedavi amacıyla yapılan kürtajlar, rahim içine ilâç verme gibi hırpalayıcı durumlar söz konusudur.
5 — Tiroid bezinin aşırı çalışmasında amenore sık görüldüğü gibi öteki iç salgı bezlerinin hastalıklarında da âdet yokluğuna rastlanmaktadır. Beslenme bozuklukları, şeker hastalığı, verem, tifüs, zatürree gibi hastalıklar, birçok bulaşıcı hastalık, sıtma, derin kansızlıklar, böbrek ve kalp hastalıkları da birer amenore nedeni de olabilir.
Özellikle tütün ve kurşun işlerinde çalışan kadınlarda görülen yavaş ama, uzun süren zehirlenmelerde, alkol, morfin gibi maddelerin alışkanlıklarında da âdet yokluğu­na sıklıkla rastlamak mümkündür.
Leia Mais

Adet Kanamasının Azlığı ve Çokluğu

Adet Kanamasının Azlığı - Anor­mal derecede az âdet kanaması her zaman bir hormon ya da fonksiyon bozukluğunun varlığıyla ilgili değildir. Az âdet görmesine, rağmen birçok kadında yumurtalıkların çoğaltma ve besleme fonksiyonları normal olarak çalışır.
Ama, bir kısım az âdet görme vakaları hastalık nite­liğini taşır, örneğin rahmin iyi gelişememesi, yıllar sü­ren iltihaplar, sinir sistemi bozuklukları, yumurtalık ye­tersizliği, yukarıda da sözünü ettiğimiz gibi yapılmış olan rahmi yıpratıcı kürtajlar ve iç salgı bozuklukları birer neden olarak ortaya çıkabilir.
Âdet kanamasının çokluğu — Nor­mal bir âdet kanamasının şiddetini belirleyen, her şeyden önce rahim kaslarının kasılmasıdır. Buna karşılık kana­manın uzun sürmesi, atılan kısmın yerinde açılmış olan yara yüzeyinin kapanmasıyla ilgilidir. Rahim kasların­dan kaynağını alan urlara miyom adı verilir. Bunlar ra­him kaslarının kasılmasına engel olarak şiddetli kanama­lara sebep olur. Genel olarak zayıf bir bünyenin gösterisi olarak rahim kasları da zayıftır ve bu da bir şiddetli ka­nama olarak doğurabilir. Ayrıca gene nedenler arasında rahim kasma kadar girmiş iltihapları ve rahmin kan dolaşı­mındaki bozuklukları sayabiliriz.
Leia Mais

Adet Temposundaki Bozukluklar

Âdet temposundaki bozukluklar
Bu grupta, âdetin karakterinde değişme yoktur. An­cak âdetler arasındaki aralar kısalmış ya da uzamıştır. En kısa ara 17 gün olabilir ve eğer kanamaların arası 8 haftayı aşarsa, o zaman bir âdet yokluğundan söz etmek gerekir.
Âdet tempo bozukluklarının nedeni genelde yumurtalık ye­tersizliğidir. Herhangi bir görünür nedeni bulunmayan ve genellikle 20 yaşlarından önce ve 40 yaşlarından sonra görülen yumurtalık yetersizlikleri vardır. Böylece olgun­luğun başında olduğu kadar sonunda da regller düzensiz olur; özellikle ertelenmiş, gecikmiştir. Bunun yanı sıra kanamayı geciktiren birçok neden vardır. Yaşama şekli, ağır beden çalışmaları, kötü hayat şartları, beslenme bo­zuklukları, vitamin eksikliği, iklim değiştirme, korku, heyecan gibi ruhsal faktörler ve bazı akıl hastalıkları da âdet temposu üzerine etkili olabilir. Seyahatler, deniz kı­yısına gitme ya da deniz kıyısından ayrılma, ovadan da­ğa ya da yazlıktan şehre geçme, rejim değiştirme, soğuk banyolar, spor çalışmaları ve özellikle gebe kalma korku ya da şüphesi gene tempoda bozukluk yapan faktörler arasında sayılmalıdır.
Sıklıkla şehre gelen genç kızlar âdetlerini kaybet­mektedir. Ruhsal faktörler incelenirken bu konuya yeni­den dönülecektir. Bütün bunlardan başka gene verem, ağır bulaşıcı hastalıklar, şişmanlık, ağır kansızlıklar ve bedeni eritici hastalıklarda da âdet temposunun bozul­duğu görülür.
Leia Mais

Güç Adet Görme


Âdet kanaması sı­rasında hiçbir şikâyeti bulunmayan pek az kadın vardır. Pek çoğu az ya da çok rahatsızlık duyar. Hatta öyle ki halk dilinde âdet zamanı hastalık diye açıklanagelmiştir. Tamamen bir hastalık olabilecek tablolar bir yana bıra­kılırsa, âdet kanamasının başlangıcında ve âdet süresince ona eşlik eden birtakım belirtiler vardır.

Bazı kadınlar bu fiziksel ya da ruhsal belirtilerden âdet zamanlarınındw böylelikle yaklaştığını anlar. Bunlar arasında karında çekilir gibi bir sıkıntı, yorgunluk, gözlerin üstünde ağırlık hissi, beldo ve kasıkta hafif ağrılar, sık sık idrara çıkma, bulantı, ishal ya da kabızlık, sinirlilik, hafif duygululuk ve hafıza bozuklukları, yüz hatlarında çökmeler, gözlerin altında mor halka belirmesi, göğüslerde ağrılı dolgunluk hissi, bazan yüzde sivilceler, tiroid bezinin hafif şişmesi vb. gi­bi çeşitli belirtiler kadınların hemen pek çoğunda görülür. Şikâyetler bazan daha da ileri gidebilir ve ortaya kol ve bacaklara kadar yayılan çok şiddetli ağrılar, kus­malar, yarım baş ağrıları, fenalaşmalar, bitkinlik ya da taşkınlıklar çıkabilir. O zaman gerçek bir âdet zamanı bozukluğuyla karşı karşıya olunduğu anlaşılır.
guc adet gorme


Bazan bu şikâyetlerin nedeni yalnızca fizikseldir. Ör­neğin genç kızlarda rahmin kas lifleri daha tam geliş­memiş olup katı ve serttir. Bunlar aralıklı olarak kasılabilir ve böylece şiddetli ağrılara yol açarlar. Aynı şekil­de rahmin dönük oluşu da âdet zamanı bozukluklarını doğuran bir etken olabilir. Böyle şikâyetleri olan bir genç kız uzun süre bu ağrıları çekmemeli ve kendini bir ka­dın hastalıkları hekimine göstermelidir.

Bu gibi durumlarda ağrı en ön planda geldiğinden, genellikle güç âdet görme, sancılı âdet görme şeklinde tanımlanır. Sonuç olarak âdet kanaması kadınların ancak üçte birinde ağrısız olmakta, geri kalanlarında ise ki­şinin yapısı ve ruhsal durumuyla ilgili olarak en hafifin­den en ağırına kadar varan, hatta ilâç tedavisiyle dur-durulamayıp ameliyatı gerektiren sancılı âdetler görül­mektedir.
Bütün bunlardan başka bir de, âdet kanamasından bir hafta kadar önce başlayan ve gittikçe artmak üzere baş ağrısı, yüzde ve ayaklarda şişmeler, sinirlilik, göğüsler­de ağrı, karında gurultu, bütün leğeni kaplayan ağırlık, dolgunluk hissi gibi belirtiler yapan bir hastalık vardır. Sancılı âdet görmenin tersine burada bütün şikâyetler âdet kanamasının başlamasıyla hafifler.

En yeni bilimsel araştırmalar, âdetin hormonal bo­zukluklarının büyük kısmını ruhsal kaynaklı olarak nite­lendirmek gerektiğini göstermiştir. Ama, bu ilişkinin na­sıl kurulduğunu daha henüz kesin olarak bilmiyoruz. Ki­şisel bazı özelliklerin önemli rol oynadığı bir gerçektir.
Bilindiği gibi korku, büyük heyecanlar, sürekli üzün­tü, derin ruhsal çatışma gibi olaylar, çeşitli organlar üze­rine etki yaparak fonksiyon bozukluklarına sebep olabi­lir. Örneğin sinirleri bozuk bir insanda pekâlâ ülseri an­dıran bir mide rahatsızlığı görülebilir. Ya da gene sinir bozukluğu, sanki bir kalp hastalığıymış gibi çarpıntı ya­pabilir.

Bu tip fonksiyon bozuklukları üreme organlarına da yansımakta ve özellikle çeşitli âdet değişikliklerini do­ğurmaktadır.
Savaşlar, orta derecede yatkın kişilerin her zaman karşıkoyamadıkları yorgunluklar ve aşırı yükler doğu­rur. Savaşlar sırasında amenorelerin önemli derecede ar­tış göstermesi bu yüzdendir. Böylece ortaya «savaş amenoresi», «toplama kampı amenoresi», «tutsaklık amenoresi» vb. gibi deyimler çıkmıştır. Buna karşılık günü­müzde amenore daha ender olarak gözükmektedir. Belki de amenorenin sıklığı politik, ekonomik ve sosyal durum­daki değişiklikleri belirten iyi bir barometre olabilir.

Demek ki normal şartlarda amenoreden şikâyet eden kadınlar genellikle kişisel dünyalarının en küçük bir bo­zukluğundan ya da yaşantılarında en basit bir değişiklik­ten derin bir şekilde etkilenir. Böyleleri için örneğin pan­siyon hayatı, yatılı koleje girme, bir tatil kampına gitme gibi küçük bir değişiklik amenore ortaya çıkmasına yete­cektir. Sebep meslekle de iligili olabilir. Herhangi bir işe girdiğinde âdetleri bozulan ve işine tam olarak alıştığın­da yeniden düzelen çok kadın vardır.
Sebep olan durumun kadını doğrudan doğruya ilgi­lendirmediği ama, gene de amenorenin meydana geldiği bir vaka anlatalım: Bir kadın son derece normal sosyal şart­larda yaşamaktadır.

Hiçbir kişisel sorunu ya da kuşkusu yoktur. Komşu dairede iki yaşlı ve bekâr kız kardeş otur­maktadır. Aralarında her gün şiddetli çatışmalar olmak­ta, daireden bağırıp çağırmalar,, gürültüler gelmekte ve kırılan tabak sesleri duyulmaktadır. Genç kadında ame­nore şikâyeti vardır. Bir başka apartman katma taşın­dıktan hemen sonra amenorenin kendi kendine, hiçbir te­daviye başvurmadan ortadan kalktığı görülür.
Bununla birlikte, her zaman için adetlerdeki düzenli­liğin, bunu bozan olayın kaybolmasından sonra he­men başlaması şart değildir. Bozukluklar yıllarca, hat­ta biraz sonra vereceğimiz örnekte olduğu gibi bir ömür boyu sürebilir. Bu örnekte 34 yaşında bir kadın söz konu­sudur. Normal bir sosyal durumu vardır ve ne kişisel yönden, ne de meslek yönünden en küçük bir sıkıntısı yoktur. 1953 yılının mayıs ayında genç kızken birisi tarafın­dan kirletilir. O zamana kadar normal olan âdetleri bo­zulur ve amenore şikâyeti başlar. Kadın artık yalnız yıl­da bir kere ve o da her yılın mayıs ayında olmak üzere 5 gün süreyle âdet görmektedir. Hiçbir tedaviyle bu bozuk­luğu düzeltmek mümkün olamaz. Burada, her yıl mayıs ayında meydana getirici sebebi yansıtması yönünden has­talığın gelişme şekli çok ilginçtir.
Leia Mais

Yalancı Gebelik Nedir?


Yalancı Gebelik nedir?
Eskiden beri ruhsal kaynaklı olarak bilinen bir ame­nore şekli daha vardır. O da yalancı gebeliktir. Eski ki­taplarda 8 ay süren ve hatta karnın büyümesi de birlikte olmak üzere gebeliğin bütün belirtilerini gösteren bir amenore şekli olarak tanımlanmıştır. Genellikle yalancı gebeliğe çocuğu olmasını isteyen kadınlarda rastlanmış­tır. Günümüzde artık kadın bunun gerçek bir gebelik ola­mayacağını anlayacak bilince erişmiştir ve bu yüzden böy­le vakalara sıklıkla rastlanmamaktadır. Ama, yalancı ge­beliğin hafiflemiş bir şekli, özellikle tecrübesiz bazı genç kızlarda bile görülür. Burada gebe kalma korkusundan doğan bir amenore söz konusudur. Âdetler 2-3 hafta ka­dar gecikir ve sonradan düzenli olarak gene ortaya çıkar.
Âdet zamanı bozukluklarının çoğu ruhsal kaynaklı­dır demiştik. Bu nedenle hekimin iyi bir psikoloji bilgisi­ne sahip olması gerekir. Örneğin genç kızda ağrıları var­dır, çünkü rahim kasılmış, kan damarları normal olarak çalışmıyor ve kız gerçek bir baş ağrısından şikâyet edi­yordur. Ama, ağrının kaynağı, normalde zararsız olan rah­min dönüklüğü, rahmin kanalının darlığı ya da kansız kal­ması değildir. Gerçek neden üreme organlarından uzak­tadır.
yalanci-gebelik


Burada nedeni ruhsal hayatta, alışkanlıklarda ve fi­kirlerde ya da genç kızın cinsel tutumunda aramak gere­kir. Genç kızlar sıklıkla kadındaki üreme fonksiyonlarını yanlış anlamaktadır. Buna sebep gene yanlış cinsel eği­timdir. Bu yüzden genç kız kendini âdet kanamasıyla kir­lenmiş, «pis» olarak görür. Gururu kırılmış ve sanki gün­lük görevlerini yerine getiremeyen biri gibidir. Bakire ru­hu, iğrenç bulduğu bu âdet kanamaları karşısında başkaldırır. Ortaya ağrılar hatta bayılmalar çıkar. Bunlar şüp­helenilen gerçekten kaçma çabasından başka bir şey de­ğildir. Genç kıza, âdetler süresince kadının «hasta» oldu­ğu söylenerek yanlış bilgi verilmiştir. Bir çocuk için has­talık ve ağrılar birlikte gider. Eğer birkaç yıl sonra, ilk âdet görme onda gerçek bir ağrı doğurursa, artık bunla­rın «rahatsızlık günleri»nin normal sonucu olduğuna ina­nır. Bu fikirden genç kızı vaz geçirmek çok güçtür. Bazan çevredekiler genç kızda gerçek bir hastalık kompleksi ya­ratma budalalığını gösterir. îlk âdet kanaması ağrılarıyla ilgili olarak anne kızma: «Sen çok darsın» ya da «kan iyi geçemiyor», hatta «tıpkı Ayşe’de olduğu gibi, o da evlenene kadar çekti» diyecektir. Bunları söylerken an­ne ne yazık ki bulûğ çağına gelmiş genç kızda, ileride ola­bilecek bozukluklarla ilgili şüphelerin ne kötü etki yapa­bileceğini düşünemez.
Kadınlarda birtakım tavırlar takınmak, kendini de­ğerli göstermek de âdet görme bozukluklarının nedenle­rinden biridir. Güzel, neşeli ve pohpohlanan genç kızların hemen çoğunda âdet görme sırasında böyle birtakım şi­kâyetlerin olmadığı görülür. Buna karşılık bozukluklar sıklıkla çehre züğürdü, yüzüstü bırakılmış ve hırçın olan­larda ortaya çıkar. Çirkin bir kızın, başarıdan başarıya koşan güzel kardeşini kıskanması ve aynı şekilde sevgi,ilgi görmek isteğiyle yanıp tutuşması son derece olağan­dır. Genç kızı bu tutumu yüzünden kınamak doğru değil­dir. Bilinçsiz olarak ya da tam farkında olmadan, kendi­ni gösterebilmek için âdet zamanlarından yararlanır. Kramplar ve fenalaşmalar yüzünden yatağa yatması ge­rekir. Hekim gelerek genç kıza «iğne ve ilâçlar verilmesi gerektiğini» söyler. Bu tedavi onu bir güzellik yarışması­nı kazanmış kadar mutlu kılar. Çünkü «hastalığı» ve bu­nun gerektirdiği bakımla, elde edemediği başarıların ve sevincin karşılığı ödenmektedir.
Kendine değer verilme zevkini tatmamış olmanın ya­nı sıra, kadında böyle sembolik hastalıkları başlatan baş­ka kaynaklar da vardır. Örneğin ailede duygu ve düşün­ce ayrılıkları, zorla kabul ettirilmiş bir meslek hayatı, doymamış cinsel istek ve hepsinin üstünde dişiliğinin ka­bul edilmemiş olması kadında bu gibi bozuklukların orta­ya çıkışını hazırlar.
Bu tip bozuklukların en iyi önleyicisi bilinçli bir eği­timdir. Üreme fonksiyonlarının doğal bir şey olduğu ve bunların bütün kadınlar için ortak bir konu olduğu er­kenden genç kıza açıklanmalıdır. Hiçbir küçük düşürücü yanlarının bulunmadığı özellikle anlatılmalıdır. Ailede bir kadın âdet gördüğünde, bunun boş yere saklanmasından kaçınmak gerekir. Aynı şekilde bu konu üzerinde yapılan kötü şakalar da gene kınanması gereken hareketlerdir.
Genç kıza söylenecek şey şudur : Âdet görmek hiçbir zaman bir hastalık değildir. Bir rahatsızlıkla en küçük bir ortak tarafı yoktur. Âdetlerin başlangıcı cinsel olgun­luğun habercisidir. Bundan böyle kendi vücudunda yav­rularının tohumunu taşıyacaksın. Artık bir çocuk değil­sin, bir kadın oluyorsun. Birkaç yıl içinde tam olarak ge­liştiğinde, bu fonksiyon senin çocuk doğurmanı sağlayaçaktır. Âdetlerinin ortaya çıkmasına sevinmelisin. Bunla­rın getirebileceği ufak tefek sakıncaların üstünde dur­ma. Âdet görmekle sağlıklı olduğun ve kısır olmadığın ortaya çıkmaktadır. Akan kanlı sıvı, bilgisizlerin iddia ettiği gibi, hiçbir zaman kusurlu, bozuk kan değildir. Tam tersine, ileride çocuğunu besleyecek olan özsudur. Sonuç olarak âdet zamanlarını mutlu bir geleceğin, yani analığın bir habercisi olarak kabuletmen gerekir.
Bazı kadınlarda âdet kanaması sırasında ortaya çı­kan mizaç değişikliği, çabuk öfkelenme, ağlama isteği, can sıkıntısı gibi gösteriler hormon yapan yumurtalığın çalışmasından doğan, hoşa gitmeyen olaylardır. Bunu dav­ranış inceliğiyle karşılamak çevrenin ödevidir. Bu hiçbir zaman her kaprise kayıtsız şartsız boyun eğmek değil, yalnızca âdet gören kadının hareketlerini anlamaya ça­lışmaktır. Bir şeyi tanımak, ona çare bulmayı bilmeye eşittir. Genç kıza bütün duygularının nedeni öğretilirse, o da kendini onlara en iyi şekilde hazırlayabilir. Eğer bir genç kız, arkadaşlarıyla aynı zamanda âdet görmeye baş­lamazsa, durum ona anlatılacaktır. Özellikle bu yaşın duy­gululuğu gözönüne alınarak, her çeşit takılmadan genç kızı korumak gerekir. Karakteri, hareket tarzını, hatta bü­tün alın yazısını sonradan uygunsuz bir şekilde etkileyen aşağılık duygularının yerleştiği yıllar ve güç dönem özel­likle bu dönemdir. Ancak 18 yaşına kadar âdetlerin baş­lamadığı durumlarda, bir hastalıktan şüphelenip hekimede böylelikle başvurulabilir.
Leia Mais

Free Automatic Backlink
Photo blog blogs
Bedava Hit Siteler